Beyazolum’s Weblog

Herkes hayattan birşey bekler.Herkesi de nekleyen birşey var….Ölüm

Yeni nesil asimetrik soğuk savaş

Yazan: cav 25 Ekim, 2007

Türkiye, tezkere kararıyla herkesi şaşırttı. Dünyada, başını ABD ve Rusya’nın çektiği ve merkezinde Türkiye ile İran’ın yer aldığı yeni nesil asimetrik bir soğuk savaş yaşanıyor şimdi.


‘Salon boşaltılmıştır. Kapalı oturum önergesini tekrar okutuyorum. Milli güvenliğin sağlanmasından ve silahlı kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından Yüce Meclis’e karşı sorumlu bulunan hükümete, meydana gelen ve ülkemizi yakından ilgilendiren olaylar sebebiyle, savaş hali ilânı, silahlı kuvvetlerin kullanılması, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) yabancı ülkelere gönderilmesi veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması konusunda yetki istenmesine…’

Böyle başlamıştı, 12 Ağustos 1990 Pazar günü TBMM’ye gelen ve ‘savaş ilânını da içeren Irak’la ilgili ilk tezkerenin kapalı oturum görüşmeleri… Sonra Eylül 1990 ve Ocak 1991’deki tezkereler geldi. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın Birinci Körfez Savaşı’nda Irak’a mutlaka girilmesi gerektiği ısrarları o dönemde doğru yönleriyle anlatılamadı ve anlaşılmadı. O günlerde ABD menfaatlerine hizmet ettiği iddia edilse de Özal’ın en yakın kurmaylarından merhum Devlet Bakanı Mehmet Altınsoy’un tabiriyle Özal bu talep ve tezkere isteğini ‘ABD’ye rağmen’ yapmıştı. Irak’ta büyüyen sorun ta o günlerde görülmüş; ancak Meclis’te istenen mutabakat, ilgili kurumlarda talep edilen cesaret ve öngörü sergilenememişti. Irak’ta kangren haline gelen sorun o günlerde çözülebilecekken adeta teğet geçilmişti. Türkiye bugün, 17 yıl aradan sonra ‘PKK terörü’ ile sınırlı olmakla birlikte, Irak’tan gelen terör saldırı ve tehditlerine karşı yeni bir tezkere çıkarttı.

TSK’ya sınır ötesi operasyon imkanı sağlayan bu tezkere geçtiğimiz çarşamba günü Meclis’te 19 red oyuna karşı 507 oyla kabul edildi. Ramazan ayının son günlerinde Şırnak’ta önce 12 vatandaşın vurulması sonra 13 vatan evladının şehit edilmesiyle oluşan kamuoyu baskısı, aslında 2003’ten beri süren ve son dönemde dozu artan terör olayları nedeniyle bölgede değişen dengelerden zarar gören Türkiye için bardağı taşıran son damla oldu. Tezkere, ‘hudut, şumul, miktar ve zamanı’ hükümetçe belirlenecek şekilde TSK unsurlarının Irak’ın kuzeyinden ülkemize yönelik terör tehdidi ve saldırılarını bertaraf etme talebiyle Meclise geldi. Yani asla bir savaş ilânı değildi. Ve dünya kamuoyunun gözü önünde rekor bir oyla kabul edildi.

Tezkere görüşülmeden bir gün önce Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin, Stalin’den sonra ikinci devlet başkanı sıfatıyla Tahran’a tarihî bir ziyaret gerçekleştirdi. Putin’in İran’a karşı operasyon yapılamayacağını deklare eden güçlü mesajlar verdiği ziyareti aslında Rusya’nın hem Ortadoğu hem de Orta Asya ve Hazar politikalarını pekiştirmek amacıyla gerçekleştirdiği stratejik bir hamle olarak okundu. Tezkere görüşülürken Ankara’da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ağırladığı Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad ise sınır ötesine net destek verdi: “Türkiye’nin teröre karşı kararlarının arkasındayız.” Daha 1999’da terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın yakalanmasıyla sonuçlanan baskı sürecinin hedefi olan Suriye, bugün devlet başkanının ağzından Türkiye’nin terörle mücadelesine tavizsiz destek mesajı gönderiyordu.

TÜRKİYE’DEN TEZKERE, PUTİN’DEN TAHRAN HAMLESİ VE ABD SESSİZLİĞİ

ABD Kongresi’nden geçirilmek istenen sözde Ermeni Soykırımı Karar Tasarısı tartışmaları, tezkere ve sonrasındaki gelişmeler de hesaplandığında Türkiye dünya güç dengelerinin üstünde kendine önemli manevra alanı sağlayan, bir o kadar da riskli bir kararı, cesurca, Meclis ve milli irade bütünlüğü içinde alabildi. Bu yüzden Türkiye, 1 Mart 2003 tarihli tezkerenin reddiyle başlayan süreçten bugüne Ankara-Washington hattında yeni ve köklü bir kırılmanın yaşandığı günlerden geçiyor. Peki Türkiye, aralarında Rusya, Çin ve İran’ın yer aldığı güç blokuna ya da Türkiye-İran-Suriye eksenli yeni bir aksa mı kayıyor? Dünya yanı başımızda şekillenirken, gerçekten Irak işgali ve İran’a savaş merkezli yeni nesil Soğuk Savaş hamlelerine mi sahne oluyor? Yoksa Türkiye bu yeni sürece mi hazırlık yapıyor? Elli yıllık askerî-siyasî müttefiklik ilişkilerinde ilk kez bu kadar derin bir çatlak yaşayan ve dik duruş sergileyen Türkiye hangi hamleleri, neden yapıyor, bundan sonra ne yapacak? Uluslararası güç dengeleri bu oyunun neresinde yer alıyor ve Türkiye etrafında olup bitenleri nasıl anlamlandırmalı?

TÜRKİYE, ABD-İRAN KRİZ HATTINDA CEPHE Mİ ALIYOR?

Bazı uzmanların ‘Soğuk Savaş sonrası dengelerin kurulduğu’ bazılarının yeni nesil Soğuk Savaş, bazılarının ‘Asimetrik Soğuk Savaş’ dediği yeni güç oyununun bölgemizde zuhuru ABD ve İngiltere’nin Mart 2003’te Irak’ı işgaliyle başlıyor. Son bir yıldır giderek hezimete döndüğü gözler önüne serilen Irak işgali ABD ve dünya için içinden çıkılmaz bir hal aldı. Türkiye, Irak’ın parçalanması, Kuzey’de bir Kürt devleti kurulması dâhil her türlü senaryonun ABD senatolarında açıktan konuşulduğu bir dönemde, yeni sürece hazırlanıyor. Ama öncelikle Kuzey Irak’ı kullanarak kan akıtan PKK terörünün kökünü gerçekten kazımak istiyor. Çünkü, bölgede siyasi dengelerin 22 Temmuz seçimleriyle birlikte AK Parti lehinde ve fakat açıkça ‘Türkiye Cumhuriyeti devletine tarafgir ve bağlı’ şekilde değişmesi bunu dayatıyor. Türkiye’nin cesaretine şaşıran dünya güçlerinin bölgedeki halk desteğinin anlamı üzerinde de düşünmesi lazım. Türkiye, Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesinde çeyrek asırdır akan kanı durdurmanın yeni yollarını bulmuşken, tesis edilen kardeşliğin pekiştirileceği yeni dönemde, sınır ötesinden gelebilecek tehditlerle artık oyalanmak istemiyor.

Hafta başında tartışmaların yaşandığı ve hükümetin tezkere metnini Meclis’e sevk ettiği saatlerde Başbakanlığa yakın kaynaklar tezkere sonrasını Aksiyon için şu cümlelerle yorumluyordu: “Evet bu tezkere sadece terör örgütüne karşı kullanılacak, sınırı, şumulü hükümetçe belirlenecek, ancak tezkere Kuzey Irak’taki bölgesel güçleri ve kırılmaları; Kuzey Irak merkezli kırılmalar ise sadece Türkiye’yi değil, İran’ı hatta İran’a yönelik olası ABD-İsrail operasyonlarını da ilgilendiriyor.” Yani Türkiye bir nevi, İran operasyonunu hem önleme, hem de muhtemel operasyon öncesi ve sonrasında Irak’ta hassaten Kuzey bölgesinde oluşabilecek durumlara da hazırlık yapıyor. Buna topu kendi sahasında değil, rakip sahada karşılama girişimi ve talebi de denebilir.

Aynı kaynaklara göre Güneydoğulu vekillerin sınır ötesi harekât ile ilgili endişeleri de yersizdi. Çünkü 1 Mart tezkeresine nazaran 17 Ekim Tezkeresi daha ‘millî’ bir yön taşıyordu. Tezkere ile Meclis’in elinden harekât yapma yetkisini ‘hükümet’ aldı. Fakat, her ne kadar tezkere, yakın / uzak dönemde PKK ile ilgili 1 yıl içinde yapılacak her türlü kara, hava, sınır ötesi harekâtlara izin verse de dünya kamuoyunda bölgede gelişmekte olan ve 1990’lardan önceki ‘Soğuk Savaş’ hamlelerini hatırlatan bir sürecin parçası olarak da algılandı. Birincisi çıkıyorsa, gerisi de gelebilirdi. Ve Türkiye’yi Irak denkleminde kimse yok sayamazdı.

ABD’nin Irak ve İran politikalarındaki iç kırılmaları ve güçlü muhalefet, ‘Demokratlar’ın yerel seçim zaferi sonrasında Genelkurmay Başkanı Peter Peace’in Eylül ayı içinde istifasıyla askeri uyuşmazlık şeklinde de gün yüzüne çıktı. Aynı kaynaklara göre Peace’in istifasının konuşulduğu günlerde ABD’nin B-2 ağır bombardıman uçakları da İran için yüklü bombalarla (atom bombası olduğu ileri sürülüyor) yarı yoldan geri çevrildi. Yine Ortadoğu’da son dönem güç oyunlarından biri 6 Eylül’de İsrail’in Suriye’ye yaptığı hava saldırısı oldu. New York Times Gazetesi, İsrail’in hava saldırısında, ‘ABD ve İsrail istihbaratınca, inşaatına başlanmış nükleer reaktör olduğu düşünülen bir tesisi vurduğunu’ ileri sürmüştü.

Suriye’nin hava savunma sistemlerinin İran’la aynı olduğu ve bunun İsrail saldırısıyla simülasyonunun veya kopyasının operasyon sırasında çıkarıldığı ve şifrelerinin çözüldüğü ise pek dillendirilmedi. Yani Suriye’ye sorti yapan İsrail uçakları ABD-İran-Suriye denkleminde önemli stratejik bir kod çözme görevini de yerine getirmişti. Türkiye’nin tezkere ile ilgili hazırlığı uluslararası konjonktürde bu yeni duruma hazırlık olarak da okundu. Zaten bunun ön hazırlıkları Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ’un, Ermeni tasarısı ve terör tartışmaları sırasında ‘ABD’nin Irak’tan çekilme maliyetini artırırız’ mealindeki sözleri ile yeni sürecin ilk işaretçisi oldu. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın, ‘ABD kendi ayağına kurşun sıkıyor’ açıklaması da bunun devamı niteliğindeydi. Bir nevi İran operasyonu imasını da içeriyordu. Dışişleri uzmanlarına göre, ABD’deki başkanlık seçim sürecinin resmen işlemeye başlayacağı Ocak 2008, olası İran operasyonu için de son tarih olabilir. Ancak şu anda kimse İran’a askerî harekât yapılacağına inanmıyor ve bunu beklemiyor. Ama söylentisini hatta senaryolarını bile engellemek, kısmî müdahalelere bile karşı olunduğunu göstermek açısından Putin’in tarihî Tahran ziyareti de kayıtlara geçirilmeli.

SURİYE OYUNU GÖRÜYOR, TÜRKİYE’YE SARILIYOR

ASAM Suriye Masası ve Ortadoğu Uzmanı Oytun Orhan, ABD ve Batı baskısı altında ciddi şekilde ezilen, rejim değişikliği ve askerî darbe senaryolarıyla karşı karşıya kalan Suriye’nin İsrail operasyonuyla tam bir yalnızlık içine girdiğine, İran’ın da saldırıyı ‘tedirgin’ şekilde izlediğine inanıyor. Lübnan Savaşı sonrası Suudi Arabistan, Mısır ve Ürdün merkezli ‘Arap karşı duruşu’ da Suriye’yi zorda bırakmıştı. Orhan, “Suriye, bu yüzden Türkiye’ye en çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde Ankara’yı ziyaret etti.” diyor. Çünkü Suriye, hâlâ ABD’nin Irak’taki askerî varlığından kuşku duyuyor. Oysa aynı Suriye, kendi içinde son yıllarda iki Kürt isyanı olmasına rağmen bu konuda endişe duymuyor. Yani, Kuzey Irak’ta bir Kürt özerk bölgesi ya da devleti değil Suriye’yi endişelendiren. Tam tersine rejimin tehdit altında olması, ABD’ye olan güvensizlik had safhada. Ancak, ABD’ye karşı güvensizliklerini aşabilecekleri hem diplomatik hem de askerî ve stratejik kanalların her şeye rağmen Türkiye üzerinden açık olduğunu görüyorlar. Yaşanan yeni nesil bir soğuk savaş ise, ABD’nin itmesine rağmen, Suriye Rusya-Çin-İran blokunda değil, Türkiye yardımıyla Batı blokunda yer alma çabasında.

Oytun Orhan, Suriye hava savunma sistemlerinin (Pantsyr-S1E) tıpkı İran’ınki gibi Rusya kaynaklı olduğunu teyit ediyor. O da son hava operasyonunun amacının hava savunma sisteminin test edilmesi ve sırlarının çözülmesi olduğu inancında. Üstelik bu operasyon özellikle ABD ve İsrail çevrelerinde İran’ın vurulabileceği ihtimalini de güçlendirdi. Ona göre, Ortadoğu ve Orta Asya özelinde yaşanan stratejik hamle ve güç oyunları daha çok ‘bölgesel soğuk savaş’ taktikleriyle bezeli: “Bu savaş iki kutuplu değil. Tam tersine, Rusya, ABD, İngiltere ve AB ülkelerinin yanında Çin, Hindistan, İran hatta İsrail, Suriye ve Türkiye’nin de içinde yer aldığı bir güç mücadelesi yaşanan. İran, köşeye sıkıştığı için saldırgan olabilirken, Rusya ve Çin enerji güvenliği ve ekonomik dengeler açısından çekimser kalabiliyor. Putin’in Tahran ziyareti bunun kısmen değiştiğinin de işareti.”

Ortak nokta şu ki, dünya ülkeleri ABD’nin tek taraflı güç kullanmaya dayalı politikalardan rahatsız. Bunu dengelemek çabası içinde karşıt cepheleşmeler oluşuyor. Bu yüzden yeni denge kurma arayışı sürecek. 1945 ile 1990 arasında Doğu ile Batı bloku arasında (ABD-SSCB) yaşanan Soğuk Savaş ‘alan sınırlı’ idi. Şimdi hem kaotik bir ortam, daha dar ve sınırı tarif edilemeyen bölgeler, hem de nereden geldiği bilinmeyen tehditler var. Bu yüzden uzmanlar son dönemde yaşananları ‘asimetrik bir soğuk savaş’ olarak tarif ediyor.

ASİMETRİK SOĞUK SAVAŞ VE BELİRSİZ TEHDİT ALANLARI

Asimetrik Soğuk Savaş’ın ilk test edildiği yerlerden biri Irak oldu kuşkusuz. Ancak ikinci önemli test alanı İsrail’in Lübnan’ı işgalinden sonra Hizbullah saldırılarıyla yaşananlardı. Örneğin Suriye bundan ders çıkarttı. Oytun Orhan’ın tespitiyle Suriye, Hizbullah’ın İsrail karşısındaki başarısına bakarak ‘mukavame’ yani direniş adıyla İsrail’e ve bölgedeki diğer güçlere karşı kullanılabilecek yeni bir askerî konsept ve yapılanma içine girdi. Golan Kurtuluş Tepesi Örgütü adıyla bir başka yeni örgüt daha kurdu. Rusya’nın Kuzey Denizi’nde İngiltere ile yaşadıkları da Rusya’nın soğuk savaş argüman ve çekişmelerine dönme isteğini açıkça ortaya koyuyor. İstanbul Üniversitesi’nden Dr. Şamil Şen, güç dengeleri içinde Rusya’nın sürekli kazandığı kanaatinde. Örneğin varil fiyatları 87 doları bulan petrol, Rusya’nın yeni dönemdeki en önemli soğuk savaş argümanı ve kazanç kapısı. Hazar Denizi’ne komşu ülkeler toplantısında Putin’in İran’a sahip çıkması enerji koridorunun güvenliği, bölge ülkelerini ikna etme ve baskı girişimi olarak da değerlendiriliyor.

Rusya’nın arka bahçesini kaybetmeme adına yaptığı şeyler bununla da sınırlı değil. Şangay İşbirliği Örgütü, Avrupa ülkeleriyle yapılan enerji anlaşmaları; karşılıklı olarak ‘eski soğuk savaş’ argümanlarını büyütmek isteyen ABD, Rusya ilişkilerinde Moskova’nın yüzünü güldürüyor. Rusya, Brezilya, Hindistan ve Çin’in altın stoku Mayıs 2006 itibariyle tarihte ilk kez G7 ülkelerini (ABD, İngiltere, Kanada, Fransa, Almanya, İtalya ve Japonya) geçti. Bu yüzden dünyada olup bitenlere ABD, İngiltere, Rusya, Çin, Fransa ve Almanya arasında yeryüzünün tamamını kapsayan bir kaynak / pazar savaşı şeklinde bakmak gayet normal hale geliyor. Gazeteci-yazar İbrahim Karagül’ün tanımıyla temelinde güvensizlik olan bu yeni durumun içinde iç çatışmalar, gerilimler, sınır değişiklikleri, ekonomik ve siyasi bunalımlar, turuncu devrimler vs. var. Paylaşım mücadelesi sürüyor. Rusya ve Çin, İran’ı gözden çıkaramıyor. Ortadoğu ve Hazar çevresinde ABD karşıtı bir dalga bu yüzden yükseliyor.

İRAN ASİMETRİK SAVAŞI ABD’YE KARŞI FİİLEN KULLANIYOR

Basit tarifiyle, asimetrik savaş mücadele taraflarının kurumsal yapılarının aynı olmadığı savaş demek. Görünen o ki Ortadoğu’daki ve çevresindeki diğer aktörler de buna hazırlanıyor. Bu anlamda İran’ın diğer dünya ülkelerine göre asimetrik savaş avantajı var. Irak’taki Şii direnişi, Mehdi Ordusu vb. kurumsal yapıların dışında dünyanın dört bir yanında yüz binlerce insanı harekete geçirebilecek gücü var. ABD’nin İran’ı vururum tehditlerini savurduğu geçtiğimiz aylarda İranlı komutanlar çıkıp, ‘İntihar saldırganlarını hazırladık. Amerikan menfaatlerini dünyanın her yerinde vururuz’ açıklaması yapmıştı. İran, asimetrik savaşta gardını çoktan almış durumda. Örneğin Devrim Muhafızlarına bağlı ‘Kudüs Gücü’ adlı örgütü 1980’lerde Lübnan’da, 1990’larda Afganistan’da etkin bir şekilde kullanıldı. Sırp güçlerine karşı Bosnalı Müslümanları destekledikleri, asimetrik savaş eğitimi verdikleri istihbarat örgütlerinin raporlarında yeni yeni yer alıyor. Kudüs Gücü, bugün Irak’taki ABD askerlerini de tehdit eder durumda. Suudi Arabistan’daki Hobar kulelerinde 19 Amerikan servis elemanının öldürülmesinden de onlar suçlu bulundu. 2007 başında Irak’ın Erbil kentinde ABD özel kuvvetleri tarafından düzenlenen bir operasyonda 5’i yakalandı.

DÖRDÜNCÜ NESİL SAVAŞ ÇAĞI AÇILDI

Washington yönetimi Afganistan ve Irak’taki askerlerin bu özel eğitimli grupla yakın çatışmalara dahi girdiğini duyurdu. Washington, her iki ülkedeki Şii direnişçilerin hem teçhizat ve silah hem de taktik ve asimetrik saldırı konusunda bu kişiler tarafından eğitildiğini açıkladı geçen ay. Son günlerde başta ABD ve İsrail olmak üzere istihbarat örgütleri daha sıkı izliyor bu kişileri. Her hamleleri dikkatle not ediliyor. Washington kaynaklı haberlerde hep onların ismi geçiyor: “İran Devrim Muhafızları ve Kudüs Gücü”. Aslında Washington terör örgütü gibi lanse etmeye çalışsa da Devrim Muhafızları İran’ın meşru ordularından biri. İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın da Muhafızların içinden geldiği düşünüldüğünde, rejim ve ülke üzerinde Muhafızların gücü daha net anlaşılıyor.

Bu noktadan bakıldığında yeni asimetrik mücadele ya da güç dengesinde devlet kurumu olmayan aktörler, ordusuz savaşlar, medya, petrol firmaları, Hizbullah, Peşmergeler, etnik ve dinî diğer yapılar, PKK gibi terör örgütleri de işin içinde. Asimetrik Soğuk Savaş’ta dördüncü nesil savaş kurgulamaları etkin olacak. ‘Dördüncü Nesil Savaş’ 1989’da ABD ordusu tarafından ortaya atılan bir kavram. Bu savaşın argümanları içinde ileri teknoloji, mekânsız terörizm, milletsiz ve ulussuz ordular, düşmana direkt saldırı, evinde vurma, psikolojik savaş ekipmanlarının etkin kullanımı, manipülasyonlar, medya gibi unsurlar var. Savaşın merkezî yapıdan ayrılarak, zaman mekân tanımadan, toprak unsuru olmadan ve en önemelisi ulus devletlerin tekelini kıracak ölçüde devlet dışı oluşumlarla verilmesi anlamına geliyor. Terör grupları, ideolojik kamplarla yaşanan savaşlar buna örnek. Myanmar da bunun örneği.

‘ABD VE RUSYA 3. SOĞUK SAVAŞI İSTİYOR’

Dördünce Nesil Savaş, barış, sivil, çatışma, güvenlik kavramlarını da değiştiriyor. Toprağı olmayan bir güce savaş, ulus devlet için oldukça zor bir durum. El Kaide, Taliban ile ABD arasında geçen savaş en belirgin örnek. Özellikle tek kutuplu dünya düzeni ile bu nesil savaşlar ABD’ye karşı oldukça etkili oldu. İsrail’e karşı devletsiz bir direniş sürdüren Hizbullah da dördüncü nesil savaş taktiğini kullanıyor. 11 Eylül de bu nesil savaşların en belirgin örneklerinden ve dünya tarihi açısından kırılma noktası. Bütün bu bilgiler ışığında ‘Asimetrik Soğuk Savaş’ta dördüncü nesil savaş kurgularının etkinliğinin neden öne çıkmakta olduğu ve coğrafyamızın yanı başında askerî ve stratejik zorunluluk haline geldiği görülebilir.

Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Beril Dedeoğlu farklı bir pencereden bakıyor meseleye. Rusya, ABD ve Çin’in 3. Soğuk Savaş arzusu içinde olduğuna inanan Dedeoğlu’na göre, Rusya, geçmişe dönmek, ABD’deki Bush yönetimi dişine uygun rakibe sahip olarak meşruiyet kazanmak, hatta siyasi ömrünü uzatmak niyetinde. İki gücü dengelemek isteyen ise Çin. Dedeoğlu, bu kutuplaşmanın enerji tabanının bir de ideolojik arka planının olması gerektiğini vurguluyor. Prof. Dedeoğlu’na göre bu da klasik ideolojilerden daha çok rejim destekleyen türden. Dünya eğer yeni bir soğuk savaş süreci içine girdiyse ve giriyorsa, bunun iki kanadı olacak. Bir tarafta liberal demokrasiler, diğer tarafta otoriter demokrasiler: “Otoriter demokrasiye günümüzdeki en iyi örnek Rusya belki de. Hem var hem yok gibi demokrasi.”

Yeni soğuk savaş dünyaya hakim olacaksa, ABD’nin İran’a hemen müdahale edebileceği tavrının oluşması gerekiyor. İran-Rusya yakınlaşmazsa ABD’nin müdahalesi kaçınılmaz hale geliyor. Dedeoğlu, tezkereden yola çıkarak ilginç bir tespitte de bulunuyor: “Türkiye’nin kuzeye havadan ve karadan girmesine ihtimal vermiyorum. Ama bu gücün artırılmasıyla ilgili, pazarlıkların ciddi ve sıkı yapılmasıyla ilgili ilk sinyaller çok güçlü ve sonuç alıcı.” Önce Bush’un açıklamaları, sonra Irak yönetiminin doğrudan PKK üzerinde baskı kurma ve uyarma diplomasisini başlatması Dedeoğlu’nu haklı çıkarıyor. Çünkü, Türkiye kuzeye girme taraftarı değil, sadece yeni düzende mevzi kapıyor: “Bölge ülkelerinin Rusya’ya yakınlaşması ABD’nin ve Washington yönetiminin hoşuna gidiyor. Kutuplaşmış bir düşman Batı ittifakını ve ABD’yi güçlendirecek.”

Fatih Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Gökhan Bacık ise, yeni bir soğuk savaş dönemi değil, güç değişim ilişkilerinin yaşandığı görüşünde. Ona göre yaşananlar soğuk savaş dönemi ile bire bir uyuşmuyor. Çünkü artık ideoloji yok: “Bu dönemde enerji ön planda. Bir bloklaşma var; ama tam soğuk savaş dönemindeki ideolojik kamplaşma değil. Bir de çok fazla taraf var; Çin, Hindistan, İran, ABD, Rusya. Tarafgirlik var. Türkiye bu dönemde yeni fırsatlar elde edebilir.”

Işık Üniversitesi’nden Prof. Dr. Bülent Aras’a göre ise Kafkaslar’da ve Hazar’da soğuk savaş süreci biraz daha uzamıştı zaten. Karadeniz ve Kafkas eksenli Turuncu devrim ve demokrasi devrimlerine bir de bu gözle bakmak gerekiyor belki de: “Irak, Afganistan örnekleri bize gösterdi ki ABD dünyanın tek hakim gücü olma arzusunda. Rusya BM ve uluslararası kamuoyunu kullanarak bu süreci önlemek ve çok kutuplu döneme geçmek istiyor. Bölge işbirliğini geliştirme isteği bu yüzden. Bunu da bugünlerde enerji politikaları üzerinden yürütüyor. Örneğin gaz üzerinden şantajla AB’yi, Çin’i, Hindistan’ı yanına çekmeye çalışıyor. Çok kutuplu düzeni acilen kurmak istiyor.”

ABD IRAK KÜRTLERİNİ TÜRKİYE ELİYLE Mİ AYRIŞTIRMAK İSTİYOR?

ABD’nin Ortadoğu’da iki yaklaşım biçimi var. Birincisi Bush ve ekibinin düşündüğü gibi kestirme ve savaş yoluyla sonuca gitme. Diğeri ise barış ve demokrasi. ABD’de iktidarın yeni taliplilerinin yeniden barış konferansı ve süreçleri başlatma çabaları bu noktada sayılabilir. Şahinler ise 2008’i İran yılı gösterme çabasında. Bu noktada tezkere sonrası bir yorumu yine Başbakanlığa yakın bir kaynak yapıyor. Temel soru şu: “Acaba ABD Türkiye eliyle Kuzey Irak’taki Kürtleri de ayrıştırmak mı istiyor? Türkiye bölgeye müdahale etmeye kalkarsa sonuç bu mu olacak?” Soruya aynı kaynaktan cevap buluyoruz: “Kuzey Irak’taki Kürt grupların politikalarını da etkileyen iki lehçe ayrımı var; Soraniler ve Kırmançiler. Yani Talabani ve Barzani ikilisinin İran aleyhinde kullanılması için ayrışması gerekiyor. Uluslararası güçlere İran’a karşı kullanılmak üzere PKK ve PEJAK yetmeyecek / yetmiyor. ABD bu ikiliyi Türkiye eliyle ayrıştırmak mı istiyor?”

Şüphesiz konuya farklı yaklaşanlar da var. Örneğin, Türkiye’nin örtülü İncirlik restine, “Biz de gider Güney Kıbrıs’ta üs kurarız” cevabı veren ABD’nin bölgede, özellikle Kürt bölgesinde üs kurma arzusu olduğu aylardır yazılıp çiziliyor. Lübnan ve Ürdün de bu anlamda üs kurulma ihtimali olan stratejik nirengi noktaları. Ancak NATO-Türkiye-ABD ilişkilerinin güçlü olması bağlamında bu senaryolara gerek kalmayacağı da dillendiriliyor. İncirlik tartışmalarında en ilginç iddialardan birini ise Zaman Gazetesi Yazarı Tamer Korkmaz dile getirdi. Korkmaz’a göre, zaten kırılan Ankara-Washington hattı ve İncirlik özelinde yoğun bir trafik yaşanıyor. Korkmaz, ABD’nin fiilen Irak’tan çekilmeye başladığını yazdı. On binlerce Amerikan askerinin sevk edildiği / edileceği İncirlik’te böyle bir trafik yaşanıyorsa, Türkiye’nin restlerinin ve ‘maliyeti artırırız’ yaklaşımının ne kadar ağır bir askerî-diplomatik hamle olduğu ortaya çıkıyor.

Bütün bu uluslararası güç oyunlarının ortasında tezkerenin çıkışının da ilginç bir yanı var. AK Parti çevrelerine göre tezkerenin çıkış noktası 3-4 yılı aşkındır süren tartışmalar oldu. Yakın dönemde 15 şehidin cenazesinin kaldırılmasından sonra Çankaya Köşkü’nde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün talebiyle Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt’ın katılımıyla yapılan mini ‘terör zirvesi’ sürece inanılmaz hız kattı. Bölge milletvekillerinin endişeleri ise ‘askerin fiili durum oluşturup, zaten tezkere vardı şeklinde bir yaklaşımla Başbakan Erdoğan ve hükümetin kontrolü dışında sıcak takip ya da operasyona kalkışacağı ve bunun bölgeyi istikrarsızlaştıracağı’ şeklinde özetlenebilir. İkinci önemli korku ise çöküş dönemine giren PKK’nın bu gergin havayla birlikte tekrar diriltilme ihtimali. Hatta DTP’nin bundan nemalanması. Güneydoğu kökenli milletvekillerinin tezkere çekimserlikleri istense de istenmese de bu sebebe bağlandı. TBMM koridorlarının tezkere öncesi sessiz gündemi buydu. AK Parti iktidarının bölgedeki siyasi başarısını gölgeleme, DTP ve PKK’ya güç kazandırma zemini ‘tezkere ile birlikte’ sağlanmış mı oluyordu acaba? Bunun cevabı belki de yerel seçimlerde alınacak.

ABD KARŞITLIĞI VE İSTİHBARAT SAVAŞLARI ARTARAK SÜRECEK

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ’un İstanbul’da Harp Akademisi’nin açılış töreninde ‘ABD’nin Irak’tan çekilme maliyetini artırırız’ sözü askerî ve diplomatik çevrelerce not edilmiş en önemli köşe taşlarından biriydi. TSK 50 belki de 60 yıllık tarihinde ABD ile ilişkilerinin bozulabileceğini göze alarak hareket etti ilk kez. Başka bir anlamıyla rest çekti. Maliyet restinin hem ABD’nin Ermeni tasarısı hem de PKK ile mücadelede müttefikine yardım etmeyişiyle alakası vardı. Türkiye ile ABD arasında son dönem örtülü soğuk savaşın çeşitli örnekleri var. 1 Mart Tezkeresi, Süleymaniye baskını, Bingöl Genç’te demiryolu hattında bir yük trenine PKK eliyle gerçekleştirilen sabotaj bunlardan birkaçı. Bahar aylarında yaşanan hadise sonucu ağır silahların da içinde yer aldığı bir yük vagonu adeta deşifre edilmişti. Vagonun istikameti ise İran-Suriye-Lübnan-Hizbullah hattıyla ilintilendirildi hemen. Resmî açıklama yapılmayan olayda silahlara el konuldu. Sonra konu unutuldu. Ancak PKK’ya iletilen stratejik bilginin deşifresiyle Türkiye’yi köşeye sıkıştırmaya çalışan ABD’ye cevap gecikmedi. Bu kez polisin 1 yıllık araştırma ve istihbarat ürünü yeni koz açıldı. PKK’nın silahları ABD menşeli idi. Kuzey Irak’a müdahale edilmemekle kalınmamış, ABD silahları Irak’taki kontrolsüzlük ve denetimsizlik gerekçesiyle bile olsa terör örgütünün eline geçmişti. Üstelik artık Türkiye’ye karşı kullanılıyordu. İran’daki PEJAK’ın da elinde muhtemelen ABD M-16’ları vardı. Bu bilginin Türk-İran istihbaratları arasında paylaşılıp paylaşılmadığı ise bilinmiyor.

MHP’nin de başını çektiği bir kısım çevreler hükümetin tezkereyi sınırlı tutmakla daha önce Kuzey Irak merkezli Türk devleti taleplerini de askıya aldığını düşünüyor. Ancak hükümet çevreleri bunun (tezkere) sadece PKK ile irtibatlı olduğunu ve diğer yorumlara zorlanmaması gerektiği konusunda hemfikirler. İkinci önemli nokta ise hükümetin tezkereyi kullanmak istememesi. Bu tezkere bir nevi günü geçiştirme tezkeresi, bu yüzden stratejik derinlik kazandırılarak Ortadoğu ve Irak üzerindeki katalizör etkisi artırılabilirdi, deniyor. AK Parti kurmayları böyle bir tercih yerine, tarifi düzgün yapılmış bir tezkere metninin ortaya çıktığını düşünüyor. Dahası eğer MHP’li kurmayların dediği gibi, Kerkük, Musul gibi konular işe dâhil edilseydi, Türkiye’nin doğrudan işgalci olarak görüleceğine dikkat çekiyor. Bu durumda Kürtler tedirgin olurdu. Şimdi hedefin sadece PKK ve teröristler olduğu söylendi ve bu net şekilde uygulamaya alınıyor. Ankara, Irak-İran aksında meydana gelebilecek kırılmalara karşı pozisyon belirliyor. İlk pozisyon tezkereyle belirlendi. Ankara’nın bundan sonraki adımları dünyanın yeni soğuk savaş aktörlerince çok daha dikkatlice izlenecek.

Yrd. Doç. Dr. Gökhan Bacık*: YENİ MÜCADELE TÜRKİYE İÇİN ALTIN FIRSAT

ABD’nin Irak’ta yaptığı bazı olumsuz girişimlerden dolayı bölge ülkelerine yeni fırsatlar doğuyor. Bunu iyi kullanmak lazım. Mesela Ankara bu durumu Suriye için çok iyi kullanıyor. Çok kısa zaman önce sıfır durumundaki ilişkiler bugün güllük gülistanlık duruma geldi. Türkiye İran ile bir pakt kuramaz, ama Tahran’la iyi geçinip güç ilişkisine girebilir. Hem de uzun vadeli bir güç ilişkisine. Türkiye ayrıca, AB’nin enerji konusunda göz bebeği olabilmesi için İran’la ciddi politikalar geliştirebilmeli. Bölge ülkelerinin çıkış aradığı bu geçiş dönemi Türkiye için bir altın fırsat. Bu iyi kullanılmalı.

*Fatih Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Yrd. Doç. Dr. Şamil Şen*: DENGELER DEĞİŞMİYOR, ORTADOĞU VE TÜRKİYE ETRAFINDA SIKIŞIYOR

Tezkere konusunda PKK bu işin görünen yüzü. ABD’nin Kürt devletinin kurulup kurulmaması ve bölgeyle ilgili karar vermesi lazım. Son 6 aydır petrol fiyatlarının seyri, ABD, İran, Rusya, Irak eksenindeki gerilimin nelere mal olabileceğini enerji piyasasına gösteriyor. PKK ile ilgili konu halledilirse, Türkiye için yeni bir öncelik çıkacak. O da Kerkük. İran, bence hadiselerde ikinci derecede önemli. Rusya işin içine neden giriyor? Çünkü ABD ve Türkiye kaybettikçe Rusya kazanıyor. ABD, bu anlamda Ortadoğu’da strateji çizemiyor. Eğer bu bir yeni soğuk savaş ise Türkiye rol çalmıyor, pozisyon alıyor. Dengeler değişmiyor, Ortadoğu ve Türkiye etrafında sıkışıyor. Tezkerenin mesajı da, Irak’ta başarısızlığa uğrayan ABD’nin “Kürt bölgesine çıkar Irak’ı buradan yönetirim” stratejisine, “Basra ve Bağdat’ta yönetemedin, kuzey bölgesinde başarılı olmana izin vermem” cevabı bence. *İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi

ESKİ VE YENİ SOĞUK SAVAŞ

Soğuk Savaş, uluslararası ilişkilerde 1945 ile 1990 arasında Doğu ile Batı bloku arasında yaşanan siyasi ve diplomatik gerginlikleri ifade için kullanılan bir kavram. Aslında 2. Dünya Savaşı sırasında müttefik olan ABD ile SSCB’nin savaş sonrasında giriştiği rekabet ortamı taktikleriydi Soğuk Savaş. “Güvensizlik” ve çatışma alanları üzerinde blokların zıt politikaları bu dönemin belirgin özelliklerindendi. Bu dönemin miladı, 1946’da Winston Churchill’in ağzından çıkan şu sözler kabul edilir: “Baltık’tan Adriyatik Denizi’ne, Avrupa’nın ortasına bir demir perde inmiştir.” 2. Dünya Savaşı sonrasında Sovyet lider Stalin’in Doğu Avrupa’da kendine yakın rejimleri iş başına getirme çabası, Berlin ablukası, ‘Batı’nın savunma örgütü NATO’nun kurulmasına yol açtı. Doğu bloku da Varşova Paktı’nda birleşti.

1946-1956 arası Soğuk Savaş’ın en gergin dönemiydi. ABD bir yandan Batı Avrupa’nın yeniden yapılandırılmasını ve diğer yandan da güvenliğinin sağlanmasını istiyordu. SSCB’nin 1949’daki nükleer silah denemesi sürece yeni bir boyut kazandırdı. Soğuk Savaş’ın her an nükleer savaşa dönüşme tehlikesi yıllarca “Dehşet Dengesi” kavramıyla anlatıldı. 1953’te Stalin ölünce yeni Sovyet yöneticiler daha ılımlı politika izledi. Bu politikalar bloklar arasında yumuşamaya (Detant) yol açtı. 1963’te nükleer denemeler sınırlandırıldı, 1972’de de Anti-Balistik Füze Antlaşması imzalandı. Ardından iki ülke Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’na imza koydu. 1979’da Sovyetler’in Afganistan’ı işgaliyle denge yeniden bozuldu. Ronald Reagan, ABD’ye havadan gelecek tüm saldırıları bertaraf edecek Yıldız Savaşları Projesi’ni başlattı. 1985’te Mihail Gorbaçov SSCB’de açıklık ve yeniden yapılanma politikasını hayata geçirdi. 1989’da SSCB’nin denetimindeki Doğu Avrupa ülkeleri rejimlerini değiştirdi, Berlin Duvarı yıkıldı. Ardından SSCB dağıldı. Soğuk Savaş sona erdi.

Soğuk Savaş’ın 1991’den sonra sürdüğünü, mevcut nükleer silahların bunu kanıtladığını savunanlar var. Rusya’nın 1990’ların sonunda açıkladığı “Yakın çevre doktrinini”, SSCB hinterlandındaki ülkelerle ilişkilerini geliştirilmesini ön görüyordu. Bugünlerde yeni bir “Soğuk Savaş” kutuplaşması görülüyor. Soğuk Savaş’ın ilk temeli ideolojiydi. Şimdi ise çıkar ilişkileri. İttifaklar dönemsel ve daha çok enerji üzerine ilintili; ama Soğuk Savaş’ı hatırlatan emareler de yok değil. Silahlanma yarışı bunlardan biri. Bush, füze kalkanı projesini gündeme taşırken, Putin, benzersiz silahlardan söz ediyor.

ABD, 11 Eylül saldırılarının akabinde, tek kutuplu bir dünya düzeni için Afganistan ve Irak’ı işgal etti. Hem Asya’da hem de Ortadoğu’da askerî üsler kurdu. “Önleyici savaş” doktrini ile bazı ülkelerde rejimleri değiştirmeye çalıştı. Ayrıca Büyük Ortadoğu Projesi gibi bölgesel planları devreye soktu. Hedefte İran ve Suriye olduğu öne sürülüyor. Bu İran’ın Rusya’dan aldığı destek dengeleri değiştirecek nitelikte.

www.aksiyon.com.tr

Yorum Yapın

XHTML: Bu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <pre> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>