Beyazolum’s Weblog

Herkes hayattan birşey bekler.Herkesi de nekleyen birşey var….Ölüm

Elementler Ateş Su Hava Toprak

Yazan: cav 1 Mayıs, 2008

Elementler Ateş Su Hava Toprak Hangi gruba ait olduğunuzu bilerek temel kişilik özelliklerinizi ve tanıdığınız insanları daha iyi anlayabilirsiniz.

Burçlar dört gruba ayrılmıştır: Ateş, toprak, hava ve su. Her grupta üç burç bulunur. Hangi gruba ait olduğunuzu bilerek temel kişilik özelliklerinizi ve tanıdığınız insanları daha iyi anlayabilirsiniz.

Ateş burçları Koç, Aslan ve Yaydır. Ateşin özelliği enerjik, hevesli ve pozitif olmasıdır. Toprak burçları Boğa, Başak ve Oğlaktır. Toprağın özelliği de pratik, sakin ve negatif olmasıdır. Hava burçları İkizler, Terazi ve Kovadır. Havanın özelliği, konuşkan, akıllı ve pozitif olmasıdır. Su burçları Yengeç, Akrep ve Balıktır. Suyun özelliği ise etkileyici, duygusal ve negatif olmasıdır.Aşağıdaki elementler hakkında geniş bilgi alabilirsiniz.

Ateş

Ateş burçları çok canlı ve güçlüdürler. Son derece yaratıcı, hevesli ve enerjik olurlar . Yeni fikir ve kavramlarla oynamayı sevdikleri için her konuda yeni akımlar getirebilirler. Doğuştan liderdirler, güçlü karizmaları ve ışıltılı karakterleri ile insanları kendilerine çekerler. Yüksek idealleri, geniş görüş açıları, tutkuları ve “herşeyi yapabilirim” iddiaları ile ilham verici ve etkileyicidirler.

Ateş burçları son derece cesaretli, girişken oldukları için canlılığı ve hayat gücünü yönetirler. Kuvvetli egoları ile ilgi merkezi olurlar. Özgürlüklerine ve bireyselliklerine çok düşkündürler ve baskıya dayanamazlar.

Koç Zodyakın ilk burcudur ve yukarda saydığımız özellikleri kusursuz bir şekilde yansıtır. En girişimci burçtur. Yeni başlangıçları, fikir ve yöntemleri harekete geçirir. İş hayatı ve askerlik Koç burcunun oyun alanı sayılır.

Aslan burcu, ateş grubu özelliklerini yaratıcı ve kültürel alanlarda gösterir. Yetenekli ressamların, oyun yazarlarının, oyuncuların ve tasarımcıların burcudur. İşleri ne olursa olsun Aslanlar yaptıkları işe kendi damgalarını vururlar ve hepsinde biraz gösteriş vardır.

Yay burcu ise ateş enerjisini uluslararası, eğitim, araştırma, seyahat ve akademisyenliğe yöneltir. Tarihsel bilgileri toplar, korur, sentez yapar ve bu yüzden de biraz filozoftur

Hava

Hava burçları düşünce alışverişi ve haberleşmeyi yönetir. Bunlar en entellektüel ve akıllı burçlardır. Meraklı, hareketli hava burçları devamlı yeni fikirlere açtırlar. Akılcı, çok yönlü, konuşkan, hızlı ve uyanık tiplerdir. Tatlılıkları ile her istediklerini yaptırmayı, becerileri ile de zor durumların üstesinden gelmeyi iyi bilirler. Bilgi toplamayı ve yaymayı seven sosyal kişilerdir. Hava burçları Zodyakın bilgi işlemcileridir. Bütün burçlar içinde en az duygusal olan ve en tarafsız burçlardır. Doğruya ve gerçeğe çok önem verirler.

İkizler bütün hava burçları içinde en çok haberleşme ihtiyacı duyan burçtur ve biraz da gevezedir. Akıl yürütme yeteneği gelişmiştir. Analiz, sentez ve bilgi peşinde koşar. İkizler burcunun çoğunda yazı yazma yeteneği vardır. Bir çok İkizler haberci ya da gazetecidir, ya da olmak istiyordur. TV ve gazetelerin haber odaları, hava alanları, gece klüpleri gibi hareketli yerlerde bulunmaktan büyük zevk alır.

Terazi burcu simgesi terazi gibi denge ve adalet için çabalar. Yargı sisteminde bir çok avukat, hakim ya da savcı Terazi burcudur. Güzel sanatlarla ilgili alanlarda da Terazi burçlarına rastlayabilirz. İkisinde de hak edilen orta noktayı bulmak oldukça zordur.

Kova burcu hava burçları içinde icat kabiliyeti olan burçtur. Zekasını ve teknolojiyi birleştirerek insanlığın yaşam standardını yükseltmeye çalışır. Kova aynı zamanda kardeşliğin ve arkadaşlığın burcudur. Doğa bilimleri, teknoloji ve politika ile uğraşır. Kova burcu iyi yönde sosyal değişiklikler ister.

Su

Su bir çok şekilde bulunabilir. Sıvı, buhar, gaz ya da donmuş olabilir. Küçük bir su kabarcığı kadar masum ya da okyanustaki kabarmış bir dalga kadar vahşi olabilir.

Her şeyi çok derinden hisseden su burçlarının içlerinde ihtiras fırtınaları esse bile dışarıya fazla bir şey belli etmezler. Sakin sular derin olur derler. Su burçları bir şeyi anlayıp çözmeye çalıştıkları zaman sessizleşip içlerine kapanırlar. Onları tanımak ve anlamak zaman içinde olacaktır. Kendilerini yavaş yavaş açarlar.

Su burçları yoğun ve güçlü duygularını özenle korumaya çalışırlar. Aşık oldukları zaman bütün kalpleri ile severler ve çok bağlanırlar. Duygusal, romantik ve çok hassastırlar. Sezgileri çok güçlüdür ve sizin söylediklerinizden çok yüz ifadenizden, ses tonunuzdan,vücut dilinizden anlam çıkarırlar. Bu özellik Balık burcunda çok gelişmiştir. Su, temizler ve hayatın devam etmesini sağlar. Su, evrensel çözücüdür, maddeleri çözer ve onun özelliklerini alır. Su burcundan birine sorununuzu anlatın, kendi sorunu imiş gibi üstlenecektir. Sizi dikkatle dinler, duygularınızı hisseder, manevi destek olur ve iyi tavsiyelerde bulunur.

Başkalarının dertlerini kendi dertleri gibi üstlenip üzülmekten ve devamlı fedakarlıklarda bulunmaktan yıpranırlar. Bu yüzden ara ara yalnız kalıp, toparlanmaya ihtiyaç duyarlar.

Su grubu ruhu yönetir. Su sınırlanmayı sevmez, hayal gücü çok gelişmiştir ve çok yaratıcıdır. Resim, müzik, fotoğrafçılık, edebiyat ve dansta diğer insanlardan ilham alarak yaratırlar. Yaratıcılıkla ilgili işlerde, küçük işletmelerde, atölyelerde ya da kendi işlerinde çalışmaktan zevk alırlar.

Keskin sezgileri ile finans alanında da çok başarılı olabilirler. Su burçları yakın ilişkilerde daha çok başarılıdırlar.

Yengeç burcu, su grubunu özelliklerini ailesine ve yuvasına olan düşkünlüğü ile ortaya koyar. Ailesini besler, büyütür ve korur. Toplumları meydana getiren en ufak birim ailedir. İyi bir yuva kurucu olan Yengeç için en önemli şey eşi ve çocukları ile sevgisini paylaşmaktır.

Akrep burcunu , insanlar arasındaki seksüel ve parasal ilişkiler çok ilgilendirir. Astrolojide 8. evin temsilcisi olan Akrep, doğumu, ölümü ve yeniden doğuşu temsil eder. Bu ev aynı zamanda başkalarının parasını temsil eder. Akrepler başkalarının parasını idare etmede çok beceriklidirler. Gizemli yapıları vardır ve kendileri hakkında ipucu vermezler.

Balık sonuncu burçtur ve kendinden önce gelen bütün burçlardan bir özellik almıştır. Bu yüzden de bütün burçlarla iyi anlaşır. Manevi değerleri ağır basan Balık burcu diğer insanlara yardım eder. Kova genel anlamda insanlık için bir şeyler yaparken, Balık burcu birebir insanlara yardımcı olur. Başkalarına yardım etmek uğruna kendini feda edebilir. Balık burcu fedakarlık demektir ve yakınları için yapamayacağı fedakarlık yoktur.

Toprak

Toprak burçları biçim verir, altyapı kurar ve meydana getirir. Zodyakın üreticileridir ve olayları gerçekleştirirler. Kendilerinin ya da yakınlarının rüyalarını gerçekleştirirler. Çizim yapmaktan bütçe çıkarmaya, iş programından, iş akışına ve zamanında bitirmeye kadar bir işin tüm evrelerini iyi kavrar ve yaparlar. Kendilerini yaptıkları işe adayan, sorumluluk sahibi kişilerdir. Başarılarının büyük bir bölümünü pratik olmalarına ve ellerindeki kaynakları iyi kullanmalarına borçludurlar. Gerçekçidirler ve kavrama yetenekleri gelişmiştir. Son derece dakiktirler ve zamanlamaları iyidir. Sadık, sabırlı ve dengelidirler. Tedbirli, tutucu bir kişiliğe sahip oldukları için ani kararlar vermez, adımlarını düşünerek atarlar. Bu sayede para, zaman ve enerjilerini boşa harcamazlar. Uzun vadeli planlar yaparlar. Son derece hırslı, kararlı oluşları ve kuvvetli iradeleri ile istedikleri konularda çok başarılı olurlar.

Boğa burcu toprak grubu özelliklerini sahip olduğu şeyler ile ve güvenlik arayışı ile gösterir. Boğa burcunun duyarlı ve maddeye düşkün yapısı onları çok iyi müze yöneticileri yapar. Sanat eserlerini, değerli şeyleri toplamaya ve korumaya meraklıdır.

Başaktaki toprak grubu özellikleri ise sağlık konularına düşkünlük şeklinde kendine gösterir. Bir çok doktor, biyolog Başak burcundandır. Başak burcu 6. evin yöneticisidir ve sağlık, günlük işler, servis konularını yönetir. Başka bir deyişle Başaklar toprak grubu özelliklerini araştırma, düzenlilik, dakiklik ve çalışkanlıkları ile ortaya koyarlar. Yaptıkları işin en ince detayına kadar inip, kusursuz hale getirirler. Başaklardan büyük yazarlar, yöneticiler, kütüphaneciler, muhasebeciler çıkar. Düzen ve dikkat isteyen işlerde kusursuzlardır.

Oğlak burcu, toprak grubu özelliklerini devlette ve büyük işletmelerdeki hiyerarşideki konumu ile gösterir. Büyük firmalar ve devlet, düzen olmadığı takdirde büyük karmaşa olacağının bilincindedirler. Oğlak burcu emir-komuta zincirini iyi anlar ve hiyerarşiye saygı gösterir. Bu yüzden de büyük kuruluşlarda eninde sonunda yetki sahibi ve itibarlı kişiler olurlar. Oğlak burçları genellikle büyük şirketlerde bölüm başkanı ya da şirket yöneticileri olur

Yazı kategorisi: Kategorilenmemiş | » yorum bırak;

Yazan: cav 25 Ocak, 2008

Enteresan Bilgiler

18 Şubat 1979 yılında sahra çölüne kar yağmıştı.
ABD;de, yaşları 20 ile 29 arasında olan zenci erkeklerin üçte biri ya hapiste ya da gözaltında tutulmaktadır.
Açık bir gecede, çıplak gözle iki bin ayrı yıldızı görmek mümkündür.
Albert Einstein dokuz yaşına kadar düzgün konuşamamıştı.
Amerika;da her saat 40 kişi kanserden hayatini kaybediyor.
Amerika;da satışa sunulan ilk cd, Bruce springseen`in “Born in Theusa” albümüdür.
Amerikan havayolları, uçuşlarda yolculara sunduğu kahvaltılarda her tepsiden bir zeytini kaldırarak 1987 yılında 40 bin dolar kar etmiştir.
Aslanlar bir günde 50 kez sevişebilirler.
Atların insanlardan 18 tane fazla kemiği vardır.
Avustralya;daki tuvaletlerin sifon suları saat yönünde akar.
Ayı inlerinin girişleri her zaman kuzeye bakar.
Başkan John F. Kenndy, yirmi dakikada dört gazete okuyabilirdi.
Baykuş mavi rengi görebilen tek kustur
Beethoven beste yapmadan önce kafasını soğuk suya sokardı.
Bir Big Mac hamburgerin ekmeğinde ortalama 178 adet susam bulunuyor.
Bir cam kırıldığında, ufalanan parçalar saatte üç bin millik bir hızla etrafa saçılır.
Bir devekuşunun gözü beyninden büyüktür.
Bir Erkek Hayatının Ortalama 3350 Saatini Tıraş Olmak İçin Harcar.
Bir hamamböceği kafası koptuktan sonra açlıktan ölmeden dokuz gün yaşayabiliyor.
Bir insan yaşamı boyunca iki yüzme havuzunu dolduracak kadar tükürük salgılar.
Bir karınca kendi ağırlığının elli kati ağırlığı kaldırabilir.
Bir karıncanın koku alma yeteneği en az bir kopeğinki kadar gelişmiştir.
Bir kilo limonda bir kilo çilekten daha fazla şeker vardır.
Bir kromozom bir genden daha büyüktür.
Bir okyanusun en derin yerinde, demir bir topun dibe çökmesi bir saatten uzun sürer.
Bir timsahın gözlerinin arasındaki mesafe, ayaklarının büyüklüğüne eşittir.
Birinin yüzünü hatırlamak için beynin sağ tarafı kullanılır.
Buckingham sarayında 602 oda bulunuyor.
Bugüne kadar bilinen en ağır böbrek taşı 1.36 kg
Bugüne kadar kaydedilmiş en büyük dalga, 1971 yılında Japonyanın İshigaki Adası;nda 85 metre yüksekliğine ulaşmıştır.
Bugüne kadar ölçülmüş en büyük buz dağı, 200 mil uzunluğunda ve 60 mil genişliğindedir ve Belçika;dan daha büyük bir yüzölçümüne sahiptir.
Bukalemunların dilleri, vücutlarından iki kat daha uzundur.
Central park`ta yüzmek yasalara aykırıdır.
Çocuklar baharda daha fazla buyuyor.
Dalmaçyalılar gut olmayan tek köpek cinsidir.
Değerli taşların çoğu birkaç elementten oluşur, sadece pırlanta tamamen karbondan oluşur.
Döllenmeden sonra çocuğun boyu 5 milyon kat buyur…
Dünyada her dakika iki tane düşük şiddette deprem olmaktadır.
Dünyada insan başına düşen karınca sayısı bir milyondur.
Dünyadaki hayvanların yüzde sekseni altı ayaklıdır.
Dünyadaki ilk telefon rehberinde sadece elli isim yer almıştı.1878 yılının şubat ayında
Connecticut New Haven;da yayımlanmıştı.
Dünyanın bir numaralı domuz üreticisi ve tüketicisi cinliler.
Dünyanın en büyük şeker ihracatçısı Küba;dır.
Dünyanın en hızlı büyüyen bitkisi bambu, bir günde 90 cm kadar uzuyor=.
Eğer Barbie gerçekten yaşasaydı vücut ölçüleri 72 82 cm olacaktı.
Eiffel Kulesinin tepesine çıkana kadar 1792 basamak vardır.
Elektrikli sandalye bir dişçi tarafından icat edilmiştir.
En fazla asfaltlı yola sahip ülke Fransadır.
En yakin oldukları noktada, Rusya ve Amerikanın birbirlerine uzaklıkları dört km `den daha azdır.
Erkekler kadınlara göre on kat daha fazla renk koru oluyorlar.
Eskimo dilinde kar yağışlarının farklarını tarif etmek için kullanılan yirmiden fazla sözcük vardır.
Fareler kusamaz.
Filler zıplayamayan tek memelidir.
Gecen 3500 yılın, sadece 230 yılı barış içinde yaşanmıştır.
Global ısınma yüzünden yükselen deniz seviyesi 2050 yılında Shangai ve deniz kıyısındaki diğer cin şehirlerinde büyük sellere neden olacak. Bu sellerde 76 milyon kişi evsiz kalacak.
Gözleri açık tutarak hapşırmak imkânsızdır.
Gözlerimiz hiçbir zaman büyümez. Ama burnumuz ve kulaklarımızın büyümesi asla sona ermez.
Güney Kore başkenti Seul, Kore dilinde “başkent” anlamına gelmektedir.
Günışığından daha fazla yararlanmak için saat uygulamasını Benjamin Franklin başlatmıştır.
Günümüzde, evlenenlerin yüzde ellisi boşanmaktadır.
Hamamböcekleri yaklaşık olarak 250 milyon yıldır yaşadıkları halde hiçbir değişime uğramamışlardır.
Hapşırdığınız zaman, kalbiniz de dâhil olmak üzere bütün vücut fonksiyonlarınız bir an için durur.
Hapşırırken Burnu ya da Ağzı Kapamak, Felce Neden Oluyor.
Havuca rengini karoten verir.
Hawaii alfabesinde sadece 12 harf bulunmaktadır.
Her 25 kişiden biri astım hastasıdır.
Her dört Amerikalıdan biri mutlaka televizyonda görünüyor.
Her iki taraf da kan bağışında bulunursa, Paraguayda düello yapmak yasaldır.
Herhangi bir okyanusun en uzak olduğu nokta cin;dir.
Hindistan`da oyun kâğıtları yuvarlaktır.
Hindistan;daki yıllık doğum sayısı, Avustralya

Yazı kategorisi: Kategorilenmemiş | » yorum bırak;

Söz damlaları

Yazan: cav 4 Ocak, 2008

Evet, duada büyük bir güç vardır; gönülden yapılan dua karşısında esbâb sukut eder.

Yazı kategorisi: Kategorilenmemiş | » yorum bırak;

Köpek yerine Ayşe’yi kullanıyor

Yazan: cav 27 Ekim, 2007

320070916152336dscf1548.jpg720070916152558dscf1553.jpg
Sürüyü toplamak ve kurtlardan korumak için her çobanın bir köpeği vardır derler. Hatta bu konuda özel çoban köpeği adında tür bile var. Yalnız Silistra’nın Zaritsa köyünde oturan Hüsein bey bu anlayışa karşı çıkarak köpek yerine keçi yetiştirmiş. İnek bakımının kar getirmediğine değinen Hüsein bey üç yıldan beri koyun sürüsünün olduğunu belirtiyor. 60 koyunun başında Ayşe adında keçi duruyor.
Biraz dalgınlıkla koyunların uzaklaştığını gördüğünde ” Ayşe” diye bağırıyor. Adını duyar duymaz keçi yerinden kalkıyor ve sahibinin yanına gelirken arkasından tüm sürüyü sürüklüyor.
Sahibi ‘Bazen beni anlaması için bir ıslık bile yetiyor ‘ ifadelerini kullanıyor. Ayşe’yi hiç bir köpekle değişmem diyen köylü, eğitimi için daha küçük yaşta birçok antrenman yaptırdığını ekliyor.
‘Bir keresinde benim koyunlarımdan biri başka sürüye karışmış. Hemen devreye Ayşe’yi soktum. Koklayarak benim koyunu buldu ve kafasınla ona vurarak dışarı çıkarttı.’ diye anlatıyor Hüseyin aga.
‘Başka bir zaman Ayşe beni görmediği için evin yolunu tutmuş. Tabi arkasınından da koyunlar. Yolda yine başka sürüye karşılaşanca karışmamaları için Ayşe hemen benimkilerin etrafında dönerek bir yumak halinde toplar. Tanıklar hayretler içerisinde kaldıklarını anlattı. ‘ sözleriyle 3 yaşındaki keçisine övgüler yağdırıyor. İki yıl içinde koyunlarını yüze çıkartmayı planladığını aktaran Hüsein bey, daha kaç Ayşe yetiştireceğini konusunda sır vermek istemiyor.

Yazı kategorisi: HABER | » yorum bırak;

Yeni nesil asimetrik soğuk savaş

Yazan: cav 25 Ekim, 2007

Türkiye, tezkere kararıyla herkesi şaşırttı. Dünyada, başını ABD ve Rusya’nın çektiği ve merkezinde Türkiye ile İran’ın yer aldığı yeni nesil asimetrik bir soğuk savaş yaşanıyor şimdi.


‘Salon boşaltılmıştır. Kapalı oturum önergesini tekrar okutuyorum. Milli güvenliğin sağlanmasından ve silahlı kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından Yüce Meclis’e karşı sorumlu bulunan hükümete, meydana gelen ve ülkemizi yakından ilgilendiren olaylar sebebiyle, savaş hali ilânı, silahlı kuvvetlerin kullanılması, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) yabancı ülkelere gönderilmesi veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması konusunda yetki istenmesine…’

Böyle başlamıştı, 12 Ağustos 1990 Pazar günü TBMM’ye gelen ve ‘savaş ilânını da içeren Irak’la ilgili ilk tezkerenin kapalı oturum görüşmeleri… Sonra Eylül 1990 ve Ocak 1991’deki tezkereler geldi. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın Birinci Körfez Savaşı’nda Irak’a mutlaka girilmesi gerektiği ısrarları o dönemde doğru yönleriyle anlatılamadı ve anlaşılmadı. O günlerde ABD menfaatlerine hizmet ettiği iddia edilse de Özal’ın en yakın kurmaylarından merhum Devlet Bakanı Mehmet Altınsoy’un tabiriyle Özal bu talep ve tezkere isteğini ‘ABD’ye rağmen’ yapmıştı. Irak’ta büyüyen sorun ta o günlerde görülmüş; ancak Meclis’te istenen mutabakat, ilgili kurumlarda talep edilen cesaret ve öngörü sergilenememişti. Irak’ta kangren haline gelen sorun o günlerde çözülebilecekken adeta teğet geçilmişti. Türkiye bugün, 17 yıl aradan sonra ‘PKK terörü’ ile sınırlı olmakla birlikte, Irak’tan gelen terör saldırı ve tehditlerine karşı yeni bir tezkere çıkarttı.

TSK’ya sınır ötesi operasyon imkanı sağlayan bu tezkere geçtiğimiz çarşamba günü Meclis’te 19 red oyuna karşı 507 oyla kabul edildi. Ramazan ayının son günlerinde Şırnak’ta önce 12 vatandaşın vurulması sonra 13 vatan evladının şehit edilmesiyle oluşan kamuoyu baskısı, aslında 2003’ten beri süren ve son dönemde dozu artan terör olayları nedeniyle bölgede değişen dengelerden zarar gören Türkiye için bardağı taşıran son damla oldu. Tezkere, ‘hudut, şumul, miktar ve zamanı’ hükümetçe belirlenecek şekilde TSK unsurlarının Irak’ın kuzeyinden ülkemize yönelik terör tehdidi ve saldırılarını bertaraf etme talebiyle Meclise geldi. Yani asla bir savaş ilânı değildi. Ve dünya kamuoyunun gözü önünde rekor bir oyla kabul edildi.

Tezkere görüşülmeden bir gün önce Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin, Stalin’den sonra ikinci devlet başkanı sıfatıyla Tahran’a tarihî bir ziyaret gerçekleştirdi. Putin’in İran’a karşı operasyon yapılamayacağını deklare eden güçlü mesajlar verdiği ziyareti aslında Rusya’nın hem Ortadoğu hem de Orta Asya ve Hazar politikalarını pekiştirmek amacıyla gerçekleştirdiği stratejik bir hamle olarak okundu. Tezkere görüşülürken Ankara’da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ağırladığı Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad ise sınır ötesine net destek verdi: “Türkiye’nin teröre karşı kararlarının arkasındayız.” Daha 1999’da terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın yakalanmasıyla sonuçlanan baskı sürecinin hedefi olan Suriye, bugün devlet başkanının ağzından Türkiye’nin terörle mücadelesine tavizsiz destek mesajı gönderiyordu.

TÜRKİYE’DEN TEZKERE, PUTİN’DEN TAHRAN HAMLESİ VE ABD SESSİZLİĞİ

ABD Kongresi’nden geçirilmek istenen sözde Ermeni Soykırımı Karar Tasarısı tartışmaları, tezkere ve sonrasındaki gelişmeler de hesaplandığında Türkiye dünya güç dengelerinin üstünde kendine önemli manevra alanı sağlayan, bir o kadar da riskli bir kararı, cesurca, Meclis ve milli irade bütünlüğü içinde alabildi. Bu yüzden Türkiye, 1 Mart 2003 tarihli tezkerenin reddiyle başlayan süreçten bugüne Ankara-Washington hattında yeni ve köklü bir kırılmanın yaşandığı günlerden geçiyor. Peki Türkiye, aralarında Rusya, Çin ve İran’ın yer aldığı güç blokuna ya da Türkiye-İran-Suriye eksenli yeni bir aksa mı kayıyor? Dünya yanı başımızda şekillenirken, gerçekten Irak işgali ve İran’a savaş merkezli yeni nesil Soğuk Savaş hamlelerine mi sahne oluyor? Yoksa Türkiye bu yeni sürece mi hazırlık yapıyor? Elli yıllık askerî-siyasî müttefiklik ilişkilerinde ilk kez bu kadar derin bir çatlak yaşayan ve dik duruş sergileyen Türkiye hangi hamleleri, neden yapıyor, bundan sonra ne yapacak? Uluslararası güç dengeleri bu oyunun neresinde yer alıyor ve Türkiye etrafında olup bitenleri nasıl anlamlandırmalı?

TÜRKİYE, ABD-İRAN KRİZ HATTINDA CEPHE Mİ ALIYOR?

Bazı uzmanların ‘Soğuk Savaş sonrası dengelerin kurulduğu’ bazılarının yeni nesil Soğuk Savaş, bazılarının ‘Asimetrik Soğuk Savaş’ dediği yeni güç oyununun bölgemizde zuhuru ABD ve İngiltere’nin Mart 2003’te Irak’ı işgaliyle başlıyor. Son bir yıldır giderek hezimete döndüğü gözler önüne serilen Irak işgali ABD ve dünya için içinden çıkılmaz bir hal aldı. Türkiye, Irak’ın parçalanması, Kuzey’de bir Kürt devleti kurulması dâhil her türlü senaryonun ABD senatolarında açıktan konuşulduğu bir dönemde, yeni sürece hazırlanıyor. Ama öncelikle Kuzey Irak’ı kullanarak kan akıtan PKK terörünün kökünü gerçekten kazımak istiyor. Çünkü, bölgede siyasi dengelerin 22 Temmuz seçimleriyle birlikte AK Parti lehinde ve fakat açıkça ‘Türkiye Cumhuriyeti devletine tarafgir ve bağlı’ şekilde değişmesi bunu dayatıyor. Türkiye’nin cesaretine şaşıran dünya güçlerinin bölgedeki halk desteğinin anlamı üzerinde de düşünmesi lazım. Türkiye, Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesinde çeyrek asırdır akan kanı durdurmanın yeni yollarını bulmuşken, tesis edilen kardeşliğin pekiştirileceği yeni dönemde, sınır ötesinden gelebilecek tehditlerle artık oyalanmak istemiyor.

Hafta başında tartışmaların yaşandığı ve hükümetin tezkere metnini Meclis’e sevk ettiği saatlerde Başbakanlığa yakın kaynaklar tezkere sonrasını Aksiyon için şu cümlelerle yorumluyordu: “Evet bu tezkere sadece terör örgütüne karşı kullanılacak, sınırı, şumulü hükümetçe belirlenecek, ancak tezkere Kuzey Irak’taki bölgesel güçleri ve kırılmaları; Kuzey Irak merkezli kırılmalar ise sadece Türkiye’yi değil, İran’ı hatta İran’a yönelik olası ABD-İsrail operasyonlarını da ilgilendiriyor.” Yani Türkiye bir nevi, İran operasyonunu hem önleme, hem de muhtemel operasyon öncesi ve sonrasında Irak’ta hassaten Kuzey bölgesinde oluşabilecek durumlara da hazırlık yapıyor. Buna topu kendi sahasında değil, rakip sahada karşılama girişimi ve talebi de denebilir.

Aynı kaynaklara göre Güneydoğulu vekillerin sınır ötesi harekât ile ilgili endişeleri de yersizdi. Çünkü 1 Mart tezkeresine nazaran 17 Ekim Tezkeresi daha ‘millî’ bir yön taşıyordu. Tezkere ile Meclis’in elinden harekât yapma yetkisini ‘hükümet’ aldı. Fakat, her ne kadar tezkere, yakın / uzak dönemde PKK ile ilgili 1 yıl içinde yapılacak her türlü kara, hava, sınır ötesi harekâtlara izin verse de dünya kamuoyunda bölgede gelişmekte olan ve 1990’lardan önceki ‘Soğuk Savaş’ hamlelerini hatırlatan bir sürecin parçası olarak da algılandı. Birincisi çıkıyorsa, gerisi de gelebilirdi. Ve Türkiye’yi Irak denkleminde kimse yok sayamazdı.

ABD’nin Irak ve İran politikalarındaki iç kırılmaları ve güçlü muhalefet, ‘Demokratlar’ın yerel seçim zaferi sonrasında Genelkurmay Başkanı Peter Peace’in Eylül ayı içinde istifasıyla askeri uyuşmazlık şeklinde de gün yüzüne çıktı. Aynı kaynaklara göre Peace’in istifasının konuşulduğu günlerde ABD’nin B-2 ağır bombardıman uçakları da İran için yüklü bombalarla (atom bombası olduğu ileri sürülüyor) yarı yoldan geri çevrildi. Yine Ortadoğu’da son dönem güç oyunlarından biri 6 Eylül’de İsrail’in Suriye’ye yaptığı hava saldırısı oldu. New York Times Gazetesi, İsrail’in hava saldırısında, ‘ABD ve İsrail istihbaratınca, inşaatına başlanmış nükleer reaktör olduğu düşünülen bir tesisi vurduğunu’ ileri sürmüştü.

Suriye’nin hava savunma sistemlerinin İran’la aynı olduğu ve bunun İsrail saldırısıyla simülasyonunun veya kopyasının operasyon sırasında çıkarıldığı ve şifrelerinin çözüldüğü ise pek dillendirilmedi. Yani Suriye’ye sorti yapan İsrail uçakları ABD-İran-Suriye denkleminde önemli stratejik bir kod çözme görevini de yerine getirmişti. Türkiye’nin tezkere ile ilgili hazırlığı uluslararası konjonktürde bu yeni duruma hazırlık olarak da okundu. Zaten bunun ön hazırlıkları Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ’un, Ermeni tasarısı ve terör tartışmaları sırasında ‘ABD’nin Irak’tan çekilme maliyetini artırırız’ mealindeki sözleri ile yeni sürecin ilk işaretçisi oldu. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın, ‘ABD kendi ayağına kurşun sıkıyor’ açıklaması da bunun devamı niteliğindeydi. Bir nevi İran operasyonu imasını da içeriyordu. Dışişleri uzmanlarına göre, ABD’deki başkanlık seçim sürecinin resmen işlemeye başlayacağı Ocak 2008, olası İran operasyonu için de son tarih olabilir. Ancak şu anda kimse İran’a askerî harekât yapılacağına inanmıyor ve bunu beklemiyor. Ama söylentisini hatta senaryolarını bile engellemek, kısmî müdahalelere bile karşı olunduğunu göstermek açısından Putin’in tarihî Tahran ziyareti de kayıtlara geçirilmeli.

SURİYE OYUNU GÖRÜYOR, TÜRKİYE’YE SARILIYOR

ASAM Suriye Masası ve Ortadoğu Uzmanı Oytun Orhan, ABD ve Batı baskısı altında ciddi şekilde ezilen, rejim değişikliği ve askerî darbe senaryolarıyla karşı karşıya kalan Suriye’nin İsrail operasyonuyla tam bir yalnızlık içine girdiğine, İran’ın da saldırıyı ‘tedirgin’ şekilde izlediğine inanıyor. Lübnan Savaşı sonrası Suudi Arabistan, Mısır ve Ürdün merkezli ‘Arap karşı duruşu’ da Suriye’yi zorda bırakmıştı. Orhan, “Suriye, bu yüzden Türkiye’ye en çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde Ankara’yı ziyaret etti.” diyor. Çünkü Suriye, hâlâ ABD’nin Irak’taki askerî varlığından kuşku duyuyor. Oysa aynı Suriye, kendi içinde son yıllarda iki Kürt isyanı olmasına rağmen bu konuda endişe duymuyor. Yani, Kuzey Irak’ta bir Kürt özerk bölgesi ya da devleti değil Suriye’yi endişelendiren. Tam tersine rejimin tehdit altında olması, ABD’ye olan güvensizlik had safhada. Ancak, ABD’ye karşı güvensizliklerini aşabilecekleri hem diplomatik hem de askerî ve stratejik kanalların her şeye rağmen Türkiye üzerinden açık olduğunu görüyorlar. Yaşanan yeni nesil bir soğuk savaş ise, ABD’nin itmesine rağmen, Suriye Rusya-Çin-İran blokunda değil, Türkiye yardımıyla Batı blokunda yer alma çabasında.

Oytun Orhan, Suriye hava savunma sistemlerinin (Pantsyr-S1E) tıpkı İran’ınki gibi Rusya kaynaklı olduğunu teyit ediyor. O da son hava operasyonunun amacının hava savunma sisteminin test edilmesi ve sırlarının çözülmesi olduğu inancında. Üstelik bu operasyon özellikle ABD ve İsrail çevrelerinde İran’ın vurulabileceği ihtimalini de güçlendirdi. Ona göre, Ortadoğu ve Orta Asya özelinde yaşanan stratejik hamle ve güç oyunları daha çok ‘bölgesel soğuk savaş’ taktikleriyle bezeli: “Bu savaş iki kutuplu değil. Tam tersine, Rusya, ABD, İngiltere ve AB ülkelerinin yanında Çin, Hindistan, İran hatta İsrail, Suriye ve Türkiye’nin de içinde yer aldığı bir güç mücadelesi yaşanan. İran, köşeye sıkıştığı için saldırgan olabilirken, Rusya ve Çin enerji güvenliği ve ekonomik dengeler açısından çekimser kalabiliyor. Putin’in Tahran ziyareti bunun kısmen değiştiğinin de işareti.”

Ortak nokta şu ki, dünya ülkeleri ABD’nin tek taraflı güç kullanmaya dayalı politikalardan rahatsız. Bunu dengelemek çabası içinde karşıt cepheleşmeler oluşuyor. Bu yüzden yeni denge kurma arayışı sürecek. 1945 ile 1990 arasında Doğu ile Batı bloku arasında (ABD-SSCB) yaşanan Soğuk Savaş ‘alan sınırlı’ idi. Şimdi hem kaotik bir ortam, daha dar ve sınırı tarif edilemeyen bölgeler, hem de nereden geldiği bilinmeyen tehditler var. Bu yüzden uzmanlar son dönemde yaşananları ‘asimetrik bir soğuk savaş’ olarak tarif ediyor.

ASİMETRİK SOĞUK SAVAŞ VE BELİRSİZ TEHDİT ALANLARI

Asimetrik Soğuk Savaş’ın ilk test edildiği yerlerden biri Irak oldu kuşkusuz. Ancak ikinci önemli test alanı İsrail’in Lübnan’ı işgalinden sonra Hizbullah saldırılarıyla yaşananlardı. Örneğin Suriye bundan ders çıkarttı. Oytun Orhan’ın tespitiyle Suriye, Hizbullah’ın İsrail karşısındaki başarısına bakarak ‘mukavame’ yani direniş adıyla İsrail’e ve bölgedeki diğer güçlere karşı kullanılabilecek yeni bir askerî konsept ve yapılanma içine girdi. Golan Kurtuluş Tepesi Örgütü adıyla bir başka yeni örgüt daha kurdu. Rusya’nın Kuzey Denizi’nde İngiltere ile yaşadıkları da Rusya’nın soğuk savaş argüman ve çekişmelerine dönme isteğini açıkça ortaya koyuyor. İstanbul Üniversitesi’nden Dr. Şamil Şen, güç dengeleri içinde Rusya’nın sürekli kazandığı kanaatinde. Örneğin varil fiyatları 87 doları bulan petrol, Rusya’nın yeni dönemdeki en önemli soğuk savaş argümanı ve kazanç kapısı. Hazar Denizi’ne komşu ülkeler toplantısında Putin’in İran’a sahip çıkması enerji koridorunun güvenliği, bölge ülkelerini ikna etme ve baskı girişimi olarak da değerlendiriliyor.

Rusya’nın arka bahçesini kaybetmeme adına yaptığı şeyler bununla da sınırlı değil. Şangay İşbirliği Örgütü, Avrupa ülkeleriyle yapılan enerji anlaşmaları; karşılıklı olarak ‘eski soğuk savaş’ argümanlarını büyütmek isteyen ABD, Rusya ilişkilerinde Moskova’nın yüzünü güldürüyor. Rusya, Brezilya, Hindistan ve Çin’in altın stoku Mayıs 2006 itibariyle tarihte ilk kez G7 ülkelerini (ABD, İngiltere, Kanada, Fransa, Almanya, İtalya ve Japonya) geçti. Bu yüzden dünyada olup bitenlere ABD, İngiltere, Rusya, Çin, Fransa ve Almanya arasında yeryüzünün tamamını kapsayan bir kaynak / pazar savaşı şeklinde bakmak gayet normal hale geliyor. Gazeteci-yazar İbrahim Karagül’ün tanımıyla temelinde güvensizlik olan bu yeni durumun içinde iç çatışmalar, gerilimler, sınır değişiklikleri, ekonomik ve siyasi bunalımlar, turuncu devrimler vs. var. Paylaşım mücadelesi sürüyor. Rusya ve Çin, İran’ı gözden çıkaramıyor. Ortadoğu ve Hazar çevresinde ABD karşıtı bir dalga bu yüzden yükseliyor.

İRAN ASİMETRİK SAVAŞI ABD’YE KARŞI FİİLEN KULLANIYOR

Basit tarifiyle, asimetrik savaş mücadele taraflarının kurumsal yapılarının aynı olmadığı savaş demek. Görünen o ki Ortadoğu’daki ve çevresindeki diğer aktörler de buna hazırlanıyor. Bu anlamda İran’ın diğer dünya ülkelerine göre asimetrik savaş avantajı var. Irak’taki Şii direnişi, Mehdi Ordusu vb. kurumsal yapıların dışında dünyanın dört bir yanında yüz binlerce insanı harekete geçirebilecek gücü var. ABD’nin İran’ı vururum tehditlerini savurduğu geçtiğimiz aylarda İranlı komutanlar çıkıp, ‘İntihar saldırganlarını hazırladık. Amerikan menfaatlerini dünyanın her yerinde vururuz’ açıklaması yapmıştı. İran, asimetrik savaşta gardını çoktan almış durumda. Örneğin Devrim Muhafızlarına bağlı ‘Kudüs Gücü’ adlı örgütü 1980’lerde Lübnan’da, 1990’larda Afganistan’da etkin bir şekilde kullanıldı. Sırp güçlerine karşı Bosnalı Müslümanları destekledikleri, asimetrik savaş eğitimi verdikleri istihbarat örgütlerinin raporlarında yeni yeni yer alıyor. Kudüs Gücü, bugün Irak’taki ABD askerlerini de tehdit eder durumda. Suudi Arabistan’daki Hobar kulelerinde 19 Amerikan servis elemanının öldürülmesinden de onlar suçlu bulundu. 2007 başında Irak’ın Erbil kentinde ABD özel kuvvetleri tarafından düzenlenen bir operasyonda 5’i yakalandı.

DÖRDÜNCÜ NESİL SAVAŞ ÇAĞI AÇILDI

Washington yönetimi Afganistan ve Irak’taki askerlerin bu özel eğitimli grupla yakın çatışmalara dahi girdiğini duyurdu. Washington, her iki ülkedeki Şii direnişçilerin hem teçhizat ve silah hem de taktik ve asimetrik saldırı konusunda bu kişiler tarafından eğitildiğini açıkladı geçen ay. Son günlerde başta ABD ve İsrail olmak üzere istihbarat örgütleri daha sıkı izliyor bu kişileri. Her hamleleri dikkatle not ediliyor. Washington kaynaklı haberlerde hep onların ismi geçiyor: “İran Devrim Muhafızları ve Kudüs Gücü”. Aslında Washington terör örgütü gibi lanse etmeye çalışsa da Devrim Muhafızları İran’ın meşru ordularından biri. İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın da Muhafızların içinden geldiği düşünüldüğünde, rejim ve ülke üzerinde Muhafızların gücü daha net anlaşılıyor.

Bu noktadan bakıldığında yeni asimetrik mücadele ya da güç dengesinde devlet kurumu olmayan aktörler, ordusuz savaşlar, medya, petrol firmaları, Hizbullah, Peşmergeler, etnik ve dinî diğer yapılar, PKK gibi terör örgütleri de işin içinde. Asimetrik Soğuk Savaş’ta dördüncü nesil savaş kurgulamaları etkin olacak. ‘Dördüncü Nesil Savaş’ 1989’da ABD ordusu tarafından ortaya atılan bir kavram. Bu savaşın argümanları içinde ileri teknoloji, mekânsız terörizm, milletsiz ve ulussuz ordular, düşmana direkt saldırı, evinde vurma, psikolojik savaş ekipmanlarının etkin kullanımı, manipülasyonlar, medya gibi unsurlar var. Savaşın merkezî yapıdan ayrılarak, zaman mekân tanımadan, toprak unsuru olmadan ve en önemelisi ulus devletlerin tekelini kıracak ölçüde devlet dışı oluşumlarla verilmesi anlamına geliyor. Terör grupları, ideolojik kamplarla yaşanan savaşlar buna örnek. Myanmar da bunun örneği.

‘ABD VE RUSYA 3. SOĞUK SAVAŞI İSTİYOR’

Dördünce Nesil Savaş, barış, sivil, çatışma, güvenlik kavramlarını da değiştiriyor. Toprağı olmayan bir güce savaş, ulus devlet için oldukça zor bir durum. El Kaide, Taliban ile ABD arasında geçen savaş en belirgin örnek. Özellikle tek kutuplu dünya düzeni ile bu nesil savaşlar ABD’ye karşı oldukça etkili oldu. İsrail’e karşı devletsiz bir direniş sürdüren Hizbullah da dördüncü nesil savaş taktiğini kullanıyor. 11 Eylül de bu nesil savaşların en belirgin örneklerinden ve dünya tarihi açısından kırılma noktası. Bütün bu bilgiler ışığında ‘Asimetrik Soğuk Savaş’ta dördüncü nesil savaş kurgularının etkinliğinin neden öne çıkmakta olduğu ve coğrafyamızın yanı başında askerî ve stratejik zorunluluk haline geldiği görülebilir.

Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Beril Dedeoğlu farklı bir pencereden bakıyor meseleye. Rusya, ABD ve Çin’in 3. Soğuk Savaş arzusu içinde olduğuna inanan Dedeoğlu’na göre, Rusya, geçmişe dönmek, ABD’deki Bush yönetimi dişine uygun rakibe sahip olarak meşruiyet kazanmak, hatta siyasi ömrünü uzatmak niyetinde. İki gücü dengelemek isteyen ise Çin. Dedeoğlu, bu kutuplaşmanın enerji tabanının bir de ideolojik arka planının olması gerektiğini vurguluyor. Prof. Dedeoğlu’na göre bu da klasik ideolojilerden daha çok rejim destekleyen türden. Dünya eğer yeni bir soğuk savaş süreci içine girdiyse ve giriyorsa, bunun iki kanadı olacak. Bir tarafta liberal demokrasiler, diğer tarafta otoriter demokrasiler: “Otoriter demokrasiye günümüzdeki en iyi örnek Rusya belki de. Hem var hem yok gibi demokrasi.”

Yeni soğuk savaş dünyaya hakim olacaksa, ABD’nin İran’a hemen müdahale edebileceği tavrının oluşması gerekiyor. İran-Rusya yakınlaşmazsa ABD’nin müdahalesi kaçınılmaz hale geliyor. Dedeoğlu, tezkereden yola çıkarak ilginç bir tespitte de bulunuyor: “Türkiye’nin kuzeye havadan ve karadan girmesine ihtimal vermiyorum. Ama bu gücün artırılmasıyla ilgili, pazarlıkların ciddi ve sıkı yapılmasıyla ilgili ilk sinyaller çok güçlü ve sonuç alıcı.” Önce Bush’un açıklamaları, sonra Irak yönetiminin doğrudan PKK üzerinde baskı kurma ve uyarma diplomasisini başlatması Dedeoğlu’nu haklı çıkarıyor. Çünkü, Türkiye kuzeye girme taraftarı değil, sadece yeni düzende mevzi kapıyor: “Bölge ülkelerinin Rusya’ya yakınlaşması ABD’nin ve Washington yönetiminin hoşuna gidiyor. Kutuplaşmış bir düşman Batı ittifakını ve ABD’yi güçlendirecek.”

Fatih Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Gökhan Bacık ise, yeni bir soğuk savaş dönemi değil, güç değişim ilişkilerinin yaşandığı görüşünde. Ona göre yaşananlar soğuk savaş dönemi ile bire bir uyuşmuyor. Çünkü artık ideoloji yok: “Bu dönemde enerji ön planda. Bir bloklaşma var; ama tam soğuk savaş dönemindeki ideolojik kamplaşma değil. Bir de çok fazla taraf var; Çin, Hindistan, İran, ABD, Rusya. Tarafgirlik var. Türkiye bu dönemde yeni fırsatlar elde edebilir.”

Işık Üniversitesi’nden Prof. Dr. Bülent Aras’a göre ise Kafkaslar’da ve Hazar’da soğuk savaş süreci biraz daha uzamıştı zaten. Karadeniz ve Kafkas eksenli Turuncu devrim ve demokrasi devrimlerine bir de bu gözle bakmak gerekiyor belki de: “Irak, Afganistan örnekleri bize gösterdi ki ABD dünyanın tek hakim gücü olma arzusunda. Rusya BM ve uluslararası kamuoyunu kullanarak bu süreci önlemek ve çok kutuplu döneme geçmek istiyor. Bölge işbirliğini geliştirme isteği bu yüzden. Bunu da bugünlerde enerji politikaları üzerinden yürütüyor. Örneğin gaz üzerinden şantajla AB’yi, Çin’i, Hindistan’ı yanına çekmeye çalışıyor. Çok kutuplu düzeni acilen kurmak istiyor.”

ABD IRAK KÜRTLERİNİ TÜRKİYE ELİYLE Mİ AYRIŞTIRMAK İSTİYOR?

ABD’nin Ortadoğu’da iki yaklaşım biçimi var. Birincisi Bush ve ekibinin düşündüğü gibi kestirme ve savaş yoluyla sonuca gitme. Diğeri ise barış ve demokrasi. ABD’de iktidarın yeni taliplilerinin yeniden barış konferansı ve süreçleri başlatma çabaları bu noktada sayılabilir. Şahinler ise 2008’i İran yılı gösterme çabasında. Bu noktada tezkere sonrası bir yorumu yine Başbakanlığa yakın bir kaynak yapıyor. Temel soru şu: “Acaba ABD Türkiye eliyle Kuzey Irak’taki Kürtleri de ayrıştırmak mı istiyor? Türkiye bölgeye müdahale etmeye kalkarsa sonuç bu mu olacak?” Soruya aynı kaynaktan cevap buluyoruz: “Kuzey Irak’taki Kürt grupların politikalarını da etkileyen iki lehçe ayrımı var; Soraniler ve Kırmançiler. Yani Talabani ve Barzani ikilisinin İran aleyhinde kullanılması için ayrışması gerekiyor. Uluslararası güçlere İran’a karşı kullanılmak üzere PKK ve PEJAK yetmeyecek / yetmiyor. ABD bu ikiliyi Türkiye eliyle ayrıştırmak mı istiyor?”

Şüphesiz konuya farklı yaklaşanlar da var. Örneğin, Türkiye’nin örtülü İncirlik restine, “Biz de gider Güney Kıbrıs’ta üs kurarız” cevabı veren ABD’nin bölgede, özellikle Kürt bölgesinde üs kurma arzusu olduğu aylardır yazılıp çiziliyor. Lübnan ve Ürdün de bu anlamda üs kurulma ihtimali olan stratejik nirengi noktaları. Ancak NATO-Türkiye-ABD ilişkilerinin güçlü olması bağlamında bu senaryolara gerek kalmayacağı da dillendiriliyor. İncirlik tartışmalarında en ilginç iddialardan birini ise Zaman Gazetesi Yazarı Tamer Korkmaz dile getirdi. Korkmaz’a göre, zaten kırılan Ankara-Washington hattı ve İncirlik özelinde yoğun bir trafik yaşanıyor. Korkmaz, ABD’nin fiilen Irak’tan çekilmeye başladığını yazdı. On binlerce Amerikan askerinin sevk edildiği / edileceği İncirlik’te böyle bir trafik yaşanıyorsa, Türkiye’nin restlerinin ve ‘maliyeti artırırız’ yaklaşımının ne kadar ağır bir askerî-diplomatik hamle olduğu ortaya çıkıyor.

Bütün bu uluslararası güç oyunlarının ortasında tezkerenin çıkışının da ilginç bir yanı var. AK Parti çevrelerine göre tezkerenin çıkış noktası 3-4 yılı aşkındır süren tartışmalar oldu. Yakın dönemde 15 şehidin cenazesinin kaldırılmasından sonra Çankaya Köşkü’nde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün talebiyle Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt’ın katılımıyla yapılan mini ‘terör zirvesi’ sürece inanılmaz hız kattı. Bölge milletvekillerinin endişeleri ise ‘askerin fiili durum oluşturup, zaten tezkere vardı şeklinde bir yaklaşımla Başbakan Erdoğan ve hükümetin kontrolü dışında sıcak takip ya da operasyona kalkışacağı ve bunun bölgeyi istikrarsızlaştıracağı’ şeklinde özetlenebilir. İkinci önemli korku ise çöküş dönemine giren PKK’nın bu gergin havayla birlikte tekrar diriltilme ihtimali. Hatta DTP’nin bundan nemalanması. Güneydoğu kökenli milletvekillerinin tezkere çekimserlikleri istense de istenmese de bu sebebe bağlandı. TBMM koridorlarının tezkere öncesi sessiz gündemi buydu. AK Parti iktidarının bölgedeki siyasi başarısını gölgeleme, DTP ve PKK’ya güç kazandırma zemini ‘tezkere ile birlikte’ sağlanmış mı oluyordu acaba? Bunun cevabı belki de yerel seçimlerde alınacak.

ABD KARŞITLIĞI VE İSTİHBARAT SAVAŞLARI ARTARAK SÜRECEK

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ’un İstanbul’da Harp Akademisi’nin açılış töreninde ‘ABD’nin Irak’tan çekilme maliyetini artırırız’ sözü askerî ve diplomatik çevrelerce not edilmiş en önemli köşe taşlarından biriydi. TSK 50 belki de 60 yıllık tarihinde ABD ile ilişkilerinin bozulabileceğini göze alarak hareket etti ilk kez. Başka bir anlamıyla rest çekti. Maliyet restinin hem ABD’nin Ermeni tasarısı hem de PKK ile mücadelede müttefikine yardım etmeyişiyle alakası vardı. Türkiye ile ABD arasında son dönem örtülü soğuk savaşın çeşitli örnekleri var. 1 Mart Tezkeresi, Süleymaniye baskını, Bingöl Genç’te demiryolu hattında bir yük trenine PKK eliyle gerçekleştirilen sabotaj bunlardan birkaçı. Bahar aylarında yaşanan hadise sonucu ağır silahların da içinde yer aldığı bir yük vagonu adeta deşifre edilmişti. Vagonun istikameti ise İran-Suriye-Lübnan-Hizbullah hattıyla ilintilendirildi hemen. Resmî açıklama yapılmayan olayda silahlara el konuldu. Sonra konu unutuldu. Ancak PKK’ya iletilen stratejik bilginin deşifresiyle Türkiye’yi köşeye sıkıştırmaya çalışan ABD’ye cevap gecikmedi. Bu kez polisin 1 yıllık araştırma ve istihbarat ürünü yeni koz açıldı. PKK’nın silahları ABD menşeli idi. Kuzey Irak’a müdahale edilmemekle kalınmamış, ABD silahları Irak’taki kontrolsüzlük ve denetimsizlik gerekçesiyle bile olsa terör örgütünün eline geçmişti. Üstelik artık Türkiye’ye karşı kullanılıyordu. İran’daki PEJAK’ın da elinde muhtemelen ABD M-16’ları vardı. Bu bilginin Türk-İran istihbaratları arasında paylaşılıp paylaşılmadığı ise bilinmiyor.

MHP’nin de başını çektiği bir kısım çevreler hükümetin tezkereyi sınırlı tutmakla daha önce Kuzey Irak merkezli Türk devleti taleplerini de askıya aldığını düşünüyor. Ancak hükümet çevreleri bunun (tezkere) sadece PKK ile irtibatlı olduğunu ve diğer yorumlara zorlanmaması gerektiği konusunda hemfikirler. İkinci önemli nokta ise hükümetin tezkereyi kullanmak istememesi. Bu tezkere bir nevi günü geçiştirme tezkeresi, bu yüzden stratejik derinlik kazandırılarak Ortadoğu ve Irak üzerindeki katalizör etkisi artırılabilirdi, deniyor. AK Parti kurmayları böyle bir tercih yerine, tarifi düzgün yapılmış bir tezkere metninin ortaya çıktığını düşünüyor. Dahası eğer MHP’li kurmayların dediği gibi, Kerkük, Musul gibi konular işe dâhil edilseydi, Türkiye’nin doğrudan işgalci olarak görüleceğine dikkat çekiyor. Bu durumda Kürtler tedirgin olurdu. Şimdi hedefin sadece PKK ve teröristler olduğu söylendi ve bu net şekilde uygulamaya alınıyor. Ankara, Irak-İran aksında meydana gelebilecek kırılmalara karşı pozisyon belirliyor. İlk pozisyon tezkereyle belirlendi. Ankara’nın bundan sonraki adımları dünyanın yeni soğuk savaş aktörlerince çok daha dikkatlice izlenecek.

Yrd. Doç. Dr. Gökhan Bacık*: YENİ MÜCADELE TÜRKİYE İÇİN ALTIN FIRSAT

ABD’nin Irak’ta yaptığı bazı olumsuz girişimlerden dolayı bölge ülkelerine yeni fırsatlar doğuyor. Bunu iyi kullanmak lazım. Mesela Ankara bu durumu Suriye için çok iyi kullanıyor. Çok kısa zaman önce sıfır durumundaki ilişkiler bugün güllük gülistanlık duruma geldi. Türkiye İran ile bir pakt kuramaz, ama Tahran’la iyi geçinip güç ilişkisine girebilir. Hem de uzun vadeli bir güç ilişkisine. Türkiye ayrıca, AB’nin enerji konusunda göz bebeği olabilmesi için İran’la ciddi politikalar geliştirebilmeli. Bölge ülkelerinin çıkış aradığı bu geçiş dönemi Türkiye için bir altın fırsat. Bu iyi kullanılmalı.

*Fatih Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Yrd. Doç. Dr. Şamil Şen*: DENGELER DEĞİŞMİYOR, ORTADOĞU VE TÜRKİYE ETRAFINDA SIKIŞIYOR

Tezkere konusunda PKK bu işin görünen yüzü. ABD’nin Kürt devletinin kurulup kurulmaması ve bölgeyle ilgili karar vermesi lazım. Son 6 aydır petrol fiyatlarının seyri, ABD, İran, Rusya, Irak eksenindeki gerilimin nelere mal olabileceğini enerji piyasasına gösteriyor. PKK ile ilgili konu halledilirse, Türkiye için yeni bir öncelik çıkacak. O da Kerkük. İran, bence hadiselerde ikinci derecede önemli. Rusya işin içine neden giriyor? Çünkü ABD ve Türkiye kaybettikçe Rusya kazanıyor. ABD, bu anlamda Ortadoğu’da strateji çizemiyor. Eğer bu bir yeni soğuk savaş ise Türkiye rol çalmıyor, pozisyon alıyor. Dengeler değişmiyor, Ortadoğu ve Türkiye etrafında sıkışıyor. Tezkerenin mesajı da, Irak’ta başarısızlığa uğrayan ABD’nin “Kürt bölgesine çıkar Irak’ı buradan yönetirim” stratejisine, “Basra ve Bağdat’ta yönetemedin, kuzey bölgesinde başarılı olmana izin vermem” cevabı bence. *İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi

ESKİ VE YENİ SOĞUK SAVAŞ

Soğuk Savaş, uluslararası ilişkilerde 1945 ile 1990 arasında Doğu ile Batı bloku arasında yaşanan siyasi ve diplomatik gerginlikleri ifade için kullanılan bir kavram. Aslında 2. Dünya Savaşı sırasında müttefik olan ABD ile SSCB’nin savaş sonrasında giriştiği rekabet ortamı taktikleriydi Soğuk Savaş. “Güvensizlik” ve çatışma alanları üzerinde blokların zıt politikaları bu dönemin belirgin özelliklerindendi. Bu dönemin miladı, 1946’da Winston Churchill’in ağzından çıkan şu sözler kabul edilir: “Baltık’tan Adriyatik Denizi’ne, Avrupa’nın ortasına bir demir perde inmiştir.” 2. Dünya Savaşı sonrasında Sovyet lider Stalin’in Doğu Avrupa’da kendine yakın rejimleri iş başına getirme çabası, Berlin ablukası, ‘Batı’nın savunma örgütü NATO’nun kurulmasına yol açtı. Doğu bloku da Varşova Paktı’nda birleşti.

1946-1956 arası Soğuk Savaş’ın en gergin dönemiydi. ABD bir yandan Batı Avrupa’nın yeniden yapılandırılmasını ve diğer yandan da güvenliğinin sağlanmasını istiyordu. SSCB’nin 1949’daki nükleer silah denemesi sürece yeni bir boyut kazandırdı. Soğuk Savaş’ın her an nükleer savaşa dönüşme tehlikesi yıllarca “Dehşet Dengesi” kavramıyla anlatıldı. 1953’te Stalin ölünce yeni Sovyet yöneticiler daha ılımlı politika izledi. Bu politikalar bloklar arasında yumuşamaya (Detant) yol açtı. 1963’te nükleer denemeler sınırlandırıldı, 1972’de de Anti-Balistik Füze Antlaşması imzalandı. Ardından iki ülke Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’na imza koydu. 1979’da Sovyetler’in Afganistan’ı işgaliyle denge yeniden bozuldu. Ronald Reagan, ABD’ye havadan gelecek tüm saldırıları bertaraf edecek Yıldız Savaşları Projesi’ni başlattı. 1985’te Mihail Gorbaçov SSCB’de açıklık ve yeniden yapılanma politikasını hayata geçirdi. 1989’da SSCB’nin denetimindeki Doğu Avrupa ülkeleri rejimlerini değiştirdi, Berlin Duvarı yıkıldı. Ardından SSCB dağıldı. Soğuk Savaş sona erdi.

Soğuk Savaş’ın 1991’den sonra sürdüğünü, mevcut nükleer silahların bunu kanıtladığını savunanlar var. Rusya’nın 1990’ların sonunda açıkladığı “Yakın çevre doktrinini”, SSCB hinterlandındaki ülkelerle ilişkilerini geliştirilmesini ön görüyordu. Bugünlerde yeni bir “Soğuk Savaş” kutuplaşması görülüyor. Soğuk Savaş’ın ilk temeli ideolojiydi. Şimdi ise çıkar ilişkileri. İttifaklar dönemsel ve daha çok enerji üzerine ilintili; ama Soğuk Savaş’ı hatırlatan emareler de yok değil. Silahlanma yarışı bunlardan biri. Bush, füze kalkanı projesini gündeme taşırken, Putin, benzersiz silahlardan söz ediyor.

ABD, 11 Eylül saldırılarının akabinde, tek kutuplu bir dünya düzeni için Afganistan ve Irak’ı işgal etti. Hem Asya’da hem de Ortadoğu’da askerî üsler kurdu. “Önleyici savaş” doktrini ile bazı ülkelerde rejimleri değiştirmeye çalıştı. Ayrıca Büyük Ortadoğu Projesi gibi bölgesel planları devreye soktu. Hedefte İran ve Suriye olduğu öne sürülüyor. Bu İran’ın Rusya’dan aldığı destek dengeleri değiştirecek nitelikte.

www.aksiyon.com.tr

Yazı kategorisi: Kategorilenmemiş | » yorum bırak;

Bayrampaşa’dan buruk iftar

Yazan: cav 8 Ekim, 2007

dscf3367.JPG

Türkiye’nin Bayrampaşa Belediyesi Ramazan’da Balkanlar ülkelerinde geleneksel olarak düzenlediği ve “Kardeşlik sınır tanımaz” sloganıyla yola çıkan Bereket Konvoyu, Bulgaristan’da sevenlerine hayal kırıklığına neden oldu. Bu yıl üçüncüsü yapılan ve her yıl daha da zenginleştirilen etkinlik, planlara göre 5 Ekim’de Kırcali’de Halık Levent’in katılımıyla, 7 Ekim’de de Şumen’de Nargiz Saidova konseri ile yapılması gerekiyordu.
Kırcali’de stadyum önünde yaklaşık 4 bin kişinin katıldığı programda semazen gösterileri, çocuklar için oyunlar, basketbol sov gösterisi gibi ilginç etkinlikler icra edildi. İftara kilise görevlisi otets Petır Garena ve birçok sayıda Hristiyan vatandaş iştirak etti.
Herşey çok iyi giderken sıra kalabalığın beklediği isim Haluk Levent’in sahne almasına gelmişti. Birkaç kez kendisinin şarkı söylemek için çıkacağına dair anons yapıldı. Bir ara sahne almasına geri sayım bile yapıldı, fakat sanatçıyı bir türlü kimse göremedi.Daha sonra Haluk bey sınırdan geçişte sorun yaşadığı aktarıldı. Saatler neredeyse 23 olmuştu ki, ünlü sanatçının konser gösterisini yerine getireyemeceği anlaşıldı. Her ne kadar programa katılan gençler eğlenmiş olsalar da, geleceği duyurulan Türk rokçunun olmayışı Kırcalilerin geceyi buruk yaşamalarına sebep oldu.
Şumenliler ise o kadarına da şahit olamadı. Akşam saatlerinde masaların kurulduktan sonra başlayan yağmur, Trayko Simeonov Lisesi bahçesine gelen kalabalığın hazırlanan programdan bir dakika bile seyretme fırsatı vermedi.
Gösterinin hafif yağan yağmura rağmen başlamasını bekleyen Şumenliler, “Gelecek seneye görüşmek üzere” anonsu ile karşılaşınca en azından dağıtılan iftarlıkları almaya bir anda koşunca izdiham yaşandı. Kimileri yakınlarına da yemek almak istedi, kimileri ise ellerinde birkaç ekmekle yağmur altında dolaştı.Bazıları “En azından bikaç türkü bari dinleyelim” ricasında bulunurken, bazıları
belediyenin sloganıyla ironi yaparak “Hani kardeşlik sınır tanımazdı, birkaç damla yağmur mu korkuttu. Sonuçta ekvatorda yaşamıyoruz, herşey hesaba katılmalı” gibi yorumlar yaptı.
Geçen sene Kırcali, Şumen, Madan’dan geçen Bereket Konvoyu, bu yıl iki yerde düşünüldü, bir yerde icra edilebildi.
Daha önce Arnavutluk, Bosna, Makedonya, Sırbistan, Yunanistan’da gerçekleştirdiği ziyaretlerinde beğeni toplayan Bayrampaşa Belediyesi, Bulgaristan’dan sonra Romanya’ya ve oradan da Türkiye’ye döndü.

Yazı kategorisi: HABER | » yorum bırak;

Dolni Voden’de 250 kişiye iftar veriliyor

Yazan: cav 6 Ekim, 2007

Asenovgrat’a bağlı Dolni Voden’de Ramazan boyunca her gün yaklaşık 250 kişiye iftar verildi. 100 kişi camideki yemekhanede iftarını açarken, yüzden fazla ihtiyaç sahibi kişiye de bizzat evlerine iftarlık götürüldü. Ramazan’da çocuklar unutulmayarak onlara da ayrı bir sofra hazırlandı. Her akşam farklı işadamı iftar verdiğini belirten Cami Encümeni Süleyman Hacıbekir, bu konuda birçok kişininin listeye giremediğini ekledi. Dolni Voden’de Ramazan sırasında teravihe katılan cemaat sayısı 300′ün üzerinde oldu.

ramazan-028.jpgramazan-080.jpg

Yazı kategorisi: HABER | 2 Yorum »

Ey yolcu!

Yazan: cav 6 Ekim, 2007

tabela_ihale.jpg

Ah yolsuzluk!

Bizi yolsuz birakan yolsuzluk…..

Yazı kategorisi: MIZAH | » yorum bırak;

Trabzon da bir saha

Yazan: cav 6 Ekim, 2007

trabzondabirsaha2.jpg

Dünyanın en ünlü, en çok para getiren, en çok taraftara sahip olan oyunu futbol. Futbol aşkı insanı ne mekan, ne de zaman engelleyebilir. Düz sahada herkes top oynar, mesele yamuk yerde meşin yuvarlağın arkasında koşmak. Yalnız bu sahada futbolcular yerçekim kuvvetini de hesaba katarak pek sağ kanatta(yukarıda yani) oynamak istemezler galiba.

Yazı kategorisi: MIZAH | » yorum bırak;

Erkek adam

Yazan: cav 6 Ekim, 2007

macho4.jpg

Erkek adamin yaşı mı olurmuş. Bu fotoğraf hayatımızın bir özentiden ibaret olduğunu göstermiyor mu sizce?

Yazı kategorisi: MIZAH | » yorum bırak;